4 Kasım 2010 Perşembe

Allah’ın Huzuruna Durmak

Sual: Felsefeci bir yazar, (Namazda Allah’ın huzuruna çıkıyorum diyen müşrik olur, çünkü her an Allah’ın huzurundayız. Allah’ın huzuruna çıkmak tabiri şirktir. Miracı kabul etmek, Allah’a mekân tayin etmek olur ki, bu da şirktir) diyor. Ahirette de Allah’ın huzuruna çıkmayacak mıyız? Mirac hak değil mi? Bu hususta âyet ve hadis yok mudur?
CEVAP
Felsefeciler de, diğer sapık gruplar gibi Müslümanları şirkle damgalamaya çalışıyorlar. Müslümana müşrik diyenin kendisi küfre düşer. Allah’ın huzurundan maksat, manevi huzuruna çıkmaktır. Madde, cisim olarak çıkmak değildir. Kur’an-ı kerimde Allahü teâlâ, (Ben kuluma şah damarından daha yakınım) buyuruyor. (Kaf 16)
Peygamber efendimiz de, (Kulun Allah’a en yakın olduğu an, secdede olduğu zamandır) buyuruyor. (Müslim, Taberani)
Bunlar da huzura çıkmak gibi manevi yakınlıktır.
Allahü teâlâ, Musa aleyhisselam ile Tur dağında konuşmuştur. Tur dağı Allah’ın mekânı mıdır? Elbette değildir. Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı nasıl olduğu anlaşılmayarak görecektir. Cennet de Allahü teâlânın mekânı değildir. Allahü teâlâ mekândan münezzehtir. Mutezile ve bazı felsefeciler, Cennete giren müminlerin, Allahü teâlâyı göreceklerini de inkâr etmiştir. Nakli değil de, aklını ölçü alan böyle sapıklara itibar etmemelidir!
Allah’ın huzuruna çıkmak tabiri Peygamber efendimizin birçok hadis-i şerifinde geçmektedir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Güzelce abdest alıp, kalbiyle Allah’ın huzuruna çıkarak, iki rekât namaz kılan hiçbir kimse yoktur ki, ona Cennet vacib olmasın.) [Ebu Davud
(Allahü teâlâ şöyle buyurur: Benim huzurumda durmaktan korkan kullarıma, rahmet ederim, sevablarını veririm ve korktuklarından da emin ederim.) [Deylemi]
(İnsanların şiddetli hüsrana uğrayanı, dünyadan azıksız ayrılıp Allahü teâlânın huzuruna iyi amelsiz çıkan kimsedir.) [İ. Neccar]
(Bir Müslüman, “Lâ ilâhe illallah” dediği zaman, o tevhid gökleri yarıp geçer ve Allah’ın huzurunda durur. Cenab-ı Hak ona, “Sakin ol” buyurur. O tevhid, “Beni söyleyen kulu mağfiret etmedikçe sakin olamam” der. Allahü teâlâ da, “Sen o kulumun dilinden çıktığın anda, ben onu affettim” buyurur.)[Deylemi]
(Kim ki Allahü teâlânın huzuruna varmayı severse, Allah da onun kendi huzuruna gelmesinden hoşlanır. Kim de Allah’ın huzuruna varmayı istemezse, Allah da onun kendi huzuruna gelmesini istemez.) [Buhari]
(İnsanlar, kıyamette Allah’ın huzurunda, Cuma günü camiye gidiş sıralarına göre, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü olarak sırayla otururlar. )[Taberani]
(Cennet ehli Allah’ın huzuruna iki defa girer. Allah onlara Kur’an okur.)[Hakîm]
(Öldükten sonra bizi dirilten ve mahşerde huzurunda toplayacak olan Allah’a hamdolsun.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace]
(Ödememek niyetiyle borçlanan, Allah’ın huzuruna hırsız olarak çıkar.) [İ. Mace, İ.Ahmed]
(Borcunu ödemek için mal bırakmadan ölen kimse,  Allah'ın huzuruna en büyük günahla çıkmış olur.) [Ebu Davud]
(Babanın duası, hiçbir engelle karşılaşmadan Allah’ın huzuruna çıkar.) [İ. Mace]
Uzun zaman Resulullah efendimize hizmetle şereflenen Enes bin Malik, kendisi ile beraber bir sakal-ı şerifin defnolunmasını vasiyet etti. Allahü teâlânın huzuruna sakal-ı şerifle birlikte çıkmak istedi. (Buhari)
İmam-ı Şâfiî hazretleri, (Kulun Allah’ın huzuruna büyük günahlarla çıkması, kendisini saptıran kelam ilmiyle çıkmasından daha hayırlıdır) buyuruyor.(Redd-ül muhtar)
Allah’ın huzuruna veya katına çıkma tabirinin mekân tayin etmekle hiç alakası yoktur. Ahirette de Allah’ın mekânı olmaz, ama mahşerde ve Cennette de huzura çıkacağız. Kendi tercüme ve yorumları denmemesi için, kasten piyasadaki Kur’an-ı kerim meallerinden örnek veriyoruz. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Huzuruna toplanacağınız Allah’tan korkun!) [Maide 96, Diyanet meali]
(Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman, onları bir görsen!) [Enam 30, H. B. Çantay meali]
(Allah’ın huzuruna çıkmayı yalan sayanlar, gerçekten en büyük ziyana uğramıştır.) [Enam 31, H. B. Çantay meali]
(Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin! Allah’ın kişiyle kalbi arasına girdiğini ve sonunda O’nun katında toplanacağınızı bilin.) [Enfal 24, Diyanet meali]
(Allah’ın huzuruna çıkacaklarına inanmamış ve doğru yolu tutmamış olanlar, hiç şüphesiz en büyük ziyana uğramış olacaklar.) [Yunus 45, Elmalı meali]
(Allah’tan korkun ki, [âhirette] O’nun huzurunda toplanacaksınız.)[Mücadele 9, A. Fikri Yavuz meali]
Görüldüğü gibi Kur’an-ı kerimde de, hadis-i şeriflerde de, Allah'ın huzuruna çıkmak tabiri kullanılıyor. Bu felsefeci ise, kendi anlayışını âyet ve hadisten üstün tutup, kendi felsefesini esas alarak, Müslümanlara müşrik damgası basıyor.

Mezhepleri Karıştırmak


Sual: Ehl-i Sünnet sanılan eksantrik biri, (Her konuda dört mezhep arasında farklar vardır. Mesela namazda, imam arkasında Fatiha okumak, Hanefî’de tahrimen mekruh, Şâfiî’de ise farzdır. Deniz haşaratı, Hanefî’de tahrimen mekruh, Şâfiî’de helaldir. Bunun gibi hususlarda, bazen Hanefîler Şafiî mezhebinin kavliyle, Şafiîler de bazen Hanefî mezhebinin kavliyle amel ederse, kendi mezhebi o konuda isabet etmemişse, isabet etmiş olan ictihadla da amel etmiş olur. Böylece, hem Resulullah’ın farklı uygulamalarıyla amel etmek sevabına kavuşur, hem de farklı mezheplerde olan Müslümanlar arasındaki sevginin artmasına sebep olur) diyor. Bu mezhepsizlik değil mi?
CEVAP
Evet, Ehl-i Sünnet âlimleri, böyle yapmanın mezhepsizlik, hattâ ilhad olduğunu bildirmişlerdir. Böyle yapmak, (Benim mezhebimdeki hüküm yanlış olabilir, ihtiyaten ara sıra diğer mezhepteki gibi kılayım da, doğruya ulaşmış olayım) anlamına gelir ki, böyle şüphenin küfre kadar gideceğini âlimlerimiz bildirmiştir.
Bir ibadetin bir kısmını bir mezhebe göre yaparken, diğer kısmını, bu mezhebe göre yapmayıp, başka mezhebe göre yapmaya kalkışmak, birinci mezhep imamının bilgisini beğenmemek olur. Selef-i salihini beğenmemek, cahil saymak ise küfürdür. (F. Bilgiler)
Mezhepler tedvin edilmeden, yani mezhepler meydana çıkmadan önce, herhangi bir müctehidin ictihadıyla amel etmek caizdi. Mezhepler meydana çıktıktan sonra, artık herkesin bir mezhebe göre amel etmesi lazım oldu. (Feth-ul-kadir)
Mezhepler meydana çıktıktan sonra, bir mezhebi öğrenip, bu mezhebe göre amel etmek gerektiğini âlimler sözbirliğiyle bildirmişler ve icma hâsıl olmuştur.(Mizan-ül-kübra)
İmam-ı Rabbani hazretleri, müctehid olduğu halde şöyle buyuruyor:
(Fatihasız namaz olmaz) hadis-i şerifi varken, Hanefîlerin, imam arkasında Fatiha okumamalarının sebebini, tam anlayamadım. Buna rağmen, delili zayıf diye düşünerek mezhebimin hükmüyle amel etmemenin, ilhad olduğunu bildiğim için, mezhebime uyarak imam arkasında Fatiha okumadım. (Mebde ve Mead)
Görüldüğü gibi, kendi mezhebinin hükmünden şüphe edip, (Başka mezhep isabet etmiş olabilir) diye o mezhebin hükmüyle amel etmenin asla caiz olmadığı yukarıdaki vesikalardan anlaşılmaktadır. Böyle caiz olmayan bir iş yaparak, (Müslümanlar arasındaki sevginin artmasına sebep olur) demek, ne kadar dehşet vericidir! Dört mezhepteki Müslümanlar birbirine düşman mı da, hem de böyle caiz olmayan bir iş yapılarak, birbirlerine olan sevgilerinin artacağı söyleniyor ve böylece, mezhepsizlik kapısı açılmaya çalışılıyor?
Müslümanlar, ihtiyaç halinde, diğer üç mezhebi taklit ettikleri halde, böyle yanlış bir iş nasıl tavsiye edilir ki? Bu cüret, nakli değil de, aklı ölçü almaktan kaynaklanmaktadır.

Kurbanlık Hayvanın Vasıfları


Sual: Hangi hayvanlardan kurban olur, vasıfları nelerdir?
CEVAP
1- Davar, sığır ve deveden kurban olur. Başka hayvanlardan kurban olmaz. Davar denince koyun, keçi; sığır denince de, inek, boğa, manda, dana, düve, tosun anlaşılır.
2- Dişi hayvan da, erkek hayvan da kurban edilebilir. Koyunun erkeği ve beyazı siyahından çok olanı, keçinin dişisi daha sevabdır. Kıymetleri eşitse, koyun kesmek, sığır kesmekten daha sevabdır.
3- Yünü kırkılmış koyunu kurban etmek ve kurban için almak mekruhtur.
4- Davarın 1, sığırın 2, devenin 5 yaşını geçmesi gerekir. 6 ayı geçen kuzu, iriyse kurban olur.
5- Bir gözü görmeyen, topal olup yürüyemeyen, dişlerinin yarısı yok olan, kulağının veya kuyruğunun çoğu olmayan, bir ayağı kesik veya ölmek üzere olan hasta hayvan kurban olmaz.
6- Geyik gibi eti yenen vahşi hayvandan kurban olmaz. Yabani öküz [buffalo], yabani deve [lama] ve yabani koyundan da kurban olmaz. Melezse, mesela yabani bir koçla, evcil bir koyundan meydana gelen yavru kurban edilir. Tersi, yani bir erkek keçi [teke], bir geyikle çiftleşse, meydana gelen yavru, kurban edilmez, çünkü hükümde anneye itibar edilir. Annesi evcilse, yavrusu kurban edilebilir.
7- Husyeleri küçük, gebe, tüyü dökülmüş hayvanı kurban etmek mekruhtur.
8- Burnu veya dili kesik yahut çoğu yok olan hayvan kurban olmaz.
9- Davarda bir, sığırda iki meme kesik olsa kurban olmaz, ama yavrusunu emzirebiliyorsa olur.
10- İki kulağı kesik, biri kökten kesik, kuyruğu kesik, bir veya iki kulağı olmayan, kurban olmaz.
11- Diz kapakları gibi bir yeri kemik başına kadar kırılan hayvan kurban olmaz.

Kurban olmaya mani olmayan kusurlar:
1- Boynuzu kırık veya boynuzsuz olan, kurban olur.
2- Kulakta çoğu kesilip ayrılmasa, asılı kalsa mekruh olmakla beraber, caizdir. Yarıdan azı kesik olsa, kurban olur. Kulağı enine veya boyuna yarık olsa, kurban olur. Kulağın yırtık olması tenzihen mekruhtur. Burnunun hükmü de kulak gibidir. Uyuz, burulmuş olanı kurban etmek caizdir.
3- Kulağı, kuyruğu küçük olarak doğan, kurban olur. Kuyruğu kesik değilse, merinos kurban olur.
4- Dişiye aşamayan, zekeri kesik olan kurban olur. Hünsa [çift cinsiyetli] olanı kurban etmemeli.
5- Yayılmasına mani olmayacak kadar deli olup, sürüsünden ayrılmayan hayvan, kurban olur. Sürüsünden ayrılan ve otlamayacak kadar deli olan hayvan kurban olmaz.
6- Bir gözünde görmeye mani olmayan perde bulunan hayvanı kurban etmek caizdir.
7- Kurbanlık, kesilme yerine getirilirken, tepinir ve bir ayağı kırılır, sonra kesilirse, caiz olur.
8- Dişlerinin çoğu varsa, mekruh olmakla beraber caizdir.
 

Kurbanlıklar Hakkında

Kurban için Zenginlik Ölçüsü
Sual: Bir kimseye kurban bayramında kurban kesmesinin vacib olması için şartlar nelerdir?
CEVAP
Maddeler halinde bildirelim:
1- Mukim, âkil baliğ ve Müslüman olması lazımdır. Yani seferi, deli ve çocuk olmaması lazımdır.
2- Nisaba malik olması lazımdır.
3- Kadınların incisi, pırlantası ve her çeşit ziynet eşyası, kurban nisabına katılır. Zekâta katılmaz.
4- Birden çok evi olan erkeğin, nisaptan düşürecek kadar borcu yoksa, kurban kesmesi gerekir.
5- Kurban nisabı hesabına katılacak malın, ticaret için olması şart olmadığı gibi, elinde bir yıl kalmış olması da gerekmez. Bütün borçlar, alacaklardan ve mevcut maldan çıkarılır. Kalan alacaklar, zekâtta olduğu gibi, kurban nisabına dâhil edilir.

Kurban Satın Alırken
Sual: Kurban alırken nelere dikkat etmelidir?
CEVAP
Şunlara dikkat etmelidir:
1- Kurban satın alınırken, (Bayram günü kesmesi vacib olan kurbanı almaya) diye niyet etmeli. Bunu keserken, tekrar niyet etmesi şart değildir. Bu aldığı hayvanı kurban etmesi de şart değildir, fakat keseceğinin kıymeti bundan az olmamalı. Satın alırken, hiç niyet etmese de olur, fakat bunu keserken veya kesecek olanı vekil ederken niyet etmesi gerekir.
2- Bazı yerlerde kurbanlık hayvan alırken satıcı, (Hayvanı kesip et haline getirdikten sonra kilosunu şu fiyattan veriyorum. Sen hayvanı seç, bayramda gelirsin, eti kaç kilo gelirse, parasını verirsin) diyor. Canlı olarak tartıp satanlar da vardır. Bu şekilde, alış veriş haramdır, fakat bilmeden haram işlenerek alınmış olan hayvanı kesince, kurban yine sahih olur. Günahı için de tevbe etmeli. Canlı olarak tartıp, (Bu hayvana şu kadar para vereceksin) denirse, o zaman alış veriş de sahih olur.
3- Üç ortak, 1400 liraya bir inek alsa, ortağın biri 600 diğeri de 600 verse, üçüncü ortak 200 lira verse, üçüncüye düşen hisse, yedide birden az olmadığı için caiz olur.
4- Eşit para verip, 3 kişi, 3 koyun alsa, kesmeden önce, (Şu senin, şu onun, şu da benim) diye paylaşmak caizdir.
5- Kurbanı veresiye veya kredi kartıyla almak caizdir.
6- İki kişinin kurbanı karışırsa, her birinin kendinin sanarak kestiği, kendi kurbanı olur.
7- İki kurbanlıktan biri diğerini öldürmüşse, sahibine ödetilemez.
8- Kurban alan, niyetini değiştirip, akika veya adak olarak kesebilir.
 

2 Kasım 2010 Salı

Âhirette Uzuvlar Konuşur


Sual: Müslümanın organı kâfire takılsa âhirette, o organ nasıl cevap verecektir?
CEVAP
Şimdiki beden, çürüyüp toprak olacaktır. Başka bedenle mezardan kalkılacaktır. Cevap verecek olan, çürümüş organ değil, yeni yaratılan organdır. Eski organ da olsa, (Ben Müslümandayken şu iyilikleri yapıyordum, kâfire takılınca, şu kötülükleri işledim) diyemez mi? Melekler zaten yazıyor. Allahü teâlânın hesap görmesinde yanlışlık olur mu? Organlar doğru konuşur. (Nur 24)
Ruh madde değildir; bedende, sütteki yağ gibi, bulunmaz. Bunun için kolu kesilenin ruhundan eksilme olmaz. Başkasının yüreğiyle yaşayanın ruhunda değişiklik olmaz. Kalb, et parçası olan yürekten ayrıdır. Yürek, hayvanda da bulunur. Kalbe, gönül denir. Gönül görünmez, fakat tesirleriyle anlaşılır. Kalb, elektrik cereyanı, yürek de ampul gibidir. Ampuldeki elektriği, ampul ışık verdiği zaman anlıyoruz. Elektrik gibi, kalb de madde değildir, bir yer kaplamaz. Yürekte eserleri görüldüğü için, kalbin yeri yürek denir. Yürek değiştirmek, ampul değiştirmeye benzer. Yani takılan yürekte, takılan kimsenin kalb kuvvetinin tesiri görülür. Ampulün değişmesiyle şehir cereyanında azalıp çoğalma olmadığı gibi, yüreğin değişmesiyle, o kimsedeki kalb kuvvetinin tesiri değişmez. Ruh, elektriğe benzer. Yanmakta olan bir ampul, sökülünce, yani cereyanla olan irtibatı kesilince, cereyanın bir miktarı kesilmiş olmaz. Başka bir ampul takılırsa, onun da, rezistans telini ısıtıp ışık saçar.
Müslümanın yüreği, kâfire takılınca, onun kalbi yine hep günah işlemek ister. Tersine, kâfirin yüreği, salih birine takılırsa, onun kalbi yine günah işlemek istemez. Yüreğin manevî bir fonksiyonu yoktur. Ölünce çürüyüp gider. İnsan yansa fark etmez, çünkü insan ruhuyla insandır. Beden değişse de ruh değişmez. İnsan, ruhu sayesinde ayakta durur. Aklı, düşüncesi, ruhu sayesinde vardır. İnsanın vücudu, bir marangozun aletleri gibidir. İnsan ölünce, aletleri olmadığından, ruh bir iş yapamaz. Birine, başkasının bütün organları takılsa, takılan kimsenin aklında, düşüncesinde değişiklik olmaz. Marangozun eski aletleri yerine, yenileri gelmiş demektir. Alet değişmekle, marangozdaki bilgi, kabiliyet değişmez. Kesmeyen bir testere yerine, iyi kesen bir testere gelmiştir. Kanı, kalbi, beyni de değişse, yine düşünceye tesir etmez.

Halvet nedir?


Sual: S. Ebediyye’nin Setr-i avret bahsinde, (Halvet, tarafeyne göre haramdır) deniyor. Tarafeyn’e göre dendiğine göre, haram değil diyenlerin de olduğu anlaşılmıyor mu?
CEVAP
Tarafeyn ifadesi, İmam-ı a’zam ile İmam-ı Muhammed’i birlikte ifade etmek için kullanılır. Halvet, İmam-ı Ebu Yusuf’a göre mekruhtur. Zaruret olunca bu kaville amel edilir.
Halvet, nikâh düşen bir kadınla, kapalı bir yerde bir süre yalnız kalmak demektir. Bir hadis-i şerif:
(Bir erkek, namahrem [yabancı] bir kadınla yalnız kalırsa üçüncüleri şeytan olur.) [Tirmizî]
Şeytan aralarına girer, her ikisine de vesvese verip günah işlemelerine yardımcı olur. Peygamber efendimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", (Yabancı kadınla yalnız kalmaktan sakının!) buyurunca, oradakiler, (Bir kadının, kayınbiraderi, eniştesi gibi akrabalarla yalnız kalması da mı uygun değil?) diye sordular. (Onlar daha tehlikelidir, ölüm gibidir) buyurdu. (Buharî, Müslim)
Mescit gibi, dışarıdan içerisi görünen herkese açık yerlerde, ulaşım araçlarında, dükkânlarda, başkalarının da içeri girebileceği, kilit olmayan resmi dairelerde yalnız kalmak, halvet olmaz. Bir evin iki odası bir yer sayılmaz. Yani evde başka kimse olmasa da, bir erkekle, ona yabancı olan kadın ayrı odalarda olursa, halvet olmaz.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Tasavvuf nedir?


Sual: Tasavvuf nedir?
CEVAP: Tasavvuf, dinin emrine uygun yaşamaktır, fakat bunu âlimler değişik tarif etmişlerdir. Bazı tarifler şöyledir:

Herkese ihsan etmek kapısıdır tasavvuf,
Vefa ve fedakârlık yapısıdır tasavvuf.

Tasavvuf, hakikate sımsıkı bağlanmaktır,
İlahi aşka düşüp ciğeri dağlanmaktır.

Tasavvuf, zehir bilip günahtan sakınmaktır,
Edebini her yerde, her zaman takınmaktır.

Tasavvuf, evliyalık ve keramet satmamaktır.
Verdiği sözde durup, çamura yatmamaktır.

Tasavvuf, hocasına suizan etmemektir,
Eşine, kardeşine asla kin gütmemektir.

Tasavvuf, temiz, helâl lokmayla beslenmektir,
Dinin övdüğü güzel ahlâkla süslenmektir.

Tasavvuf, görevine zamanında gelmektir,
Daha ölmeden önce, ölmesini bilmektir.

Tasavvuf, büyüklerin yolunu izlemektir,
Duyulan ayıpları, sırları gizlemektir.

Tasavvuf, boş zamanı bir ganimet bilmektir,
Ehl-i sünnet olmayı, büyük nimet bilmektir.

Tasavvuf, hiç kimseye asla yük olmamaktır,
Zorluklara katlanmak, sabredip yılmamaktır.

Tasavvuf, Hakk’ın yanan mumudur, ışığıdır,
Tasavvufu yaşayan, gerçek hak âşığıdır.

Tasavvuf hâl işidir, ancak yaşayan bilir,
Aşkın ağır yükünü, onu taşıyan bilir.

Tasavvuf, istenilen güzel huyun başıdır,
Hayrı şerden ayıran, sağlam mihenk taşıdır.

Tasavvuf, aşk ateşinin sönmeyen közüdür,
İlmin, ihlâsın, zühdün ve takvanın özüdür.

Tasavvuf, sapıklardan uzaklara kaçmaktır,
Allah adamlarına kucağını açmaktır.

Tasavvuf, dine uymak için belli sebeptir,
Güzel ahlak demektir, baştan başa edeptir.

Tasavvuf, Rabbimizin kaderine rızadır,
Nefsimizi terbiye, ona uygun cezadır.

Tasavvuf, hiç tavizsiz tâbi olmaktır dine,
Kılavuz edinmektir büyükleri kendine.

Tasavvuf, yalnız kendi kusurunu görmektir,
Sevgidir, cömertliktir, ta gönülden vermektir,

Tasavvuf ehli, uzak durur kötü ahlaktan,
Çok çekinip sakınır, her an haktan, hukuktan.

Sofi, hep çile çekip meyvesini oldurur,
Güzel huyları ile heybesini doldurur.

Tasavvuf, tamamıyla gerçek İslamiyet’tir,
Kayıtsız ve şartsız Allah'a teslimiyettir.