7 Kasım 2010 Pazar

Sırat Köprüsü

Sırat köprüsünü aklını dinden üstün gören Mutezile denilen sapıklar inkâr ediyor. Ehl-i sünnet âlimleri, sırat köprüsünün hak olduğunu âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle ispat etmiştir. Kendi tercüme ve yorumları denmemesi için, kasten piyasadaki meallerden, A. Fikri Yavuz mealinden aldığımız bir âyet-i kerime meali:
(Onları Cehennem Sıratına [Sırat köprüsüne] götürüp hapsedin! Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.) [Saffat 23, 24]
Nuhbet-ül-Leali kitabında diyor ki:
Sırat, Cehennem üzerinde bir köprüdür. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(İçinizden hiç biri istisna edilmemek üzere mutlaka Cehenneme varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür. Ancak Cennetlikler yanmadan geçecekler, Cehennemlikler ise ateşe düşeceklerdir.) [Meryem 71]
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cehennem üzerine Sırat köprüsü kurulur. Buradan ümmetiyle ilk geçecek Peygamber benim.) [Buhari]
(Kıyamet gününde Cehennemin üzerine Sırat köprüsü kurulur. Bu köprüde kaypak yerler, ayakların kayıp sabit kalamayacağı kısımlar, kapanlar, demirden kelepçeler, dikene benzer kılçıklar vardır. İmanlı kişiler, amellerine göre, göz açıp kapamadan, ya şimşek gibi, ya hızla uçan bir kuş gibi, ya iyi koşan asil bir at hızıyla geçer giderler. Böylece bir Müslüman ya hiç zarar görmeden veya yara bere içinde geçip kurtulur. Yahut feci şekilde Cehennem ateşine düşer.) [Buhari, Müslim]
(Kıyamette Sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. Allahü teâlâ, “Dilediğini iste, istediklerine şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır” buyurur. Ümmetime şefaatten sonra, yalvarmaya devam ederim. Rabbim bana “Ümmetinden ihlâsla bir defa La ilahe illallah diyen ve imanla ölen herkesi Cennete koy” buyuruncaya kadar yerimden kalkmam.)[İ. Ahmed]
(Sırat köprüsünü geçmek herkesin nuruna bağlıdır. Kimi göz açıp yumuncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi yıldız akması gibi, kimi koşan at gibi Sıratı geçerler. Nuru çok az olan da yüzüstü sürünür. Elleri ve ayakları kayar, tekrar yapışır. Nihayet, sürüne sürüne kurtulur.) [Taberani]
(Sırat köprüsünden en kolay geçecek olanınız, Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok seveninizdir.) [Deylemi]
(Cehennem ateşi, Sırattan geçen müminlere der ki: “Ey mümin, üzerimden çabuk geç, senin nurun ateşimi söndürüyor.”) [Taberani]
(Nice kimseler Sırattan geçtiğini bilmeyip, meleklere derler ki: “Sırat ve Cehennem nerede kaldı, biz onlardan geçtik mi?” Melekler de şöyle cevap verirler: “Siz Cehennem üstündeki Sırattan geçtiniz, fakat Cehennem ateşi sizin nurunuzdan çekilip, örtülmüştü.”) [Cami-us-sagir]
(Bir kimse, din kardeşinin rahata kavuşması veya sıkıntıdan kurtulması için sultana [devlet dairesine] gidip uğraşırsa, kıyamet günü Sırat köprüsünden, herkesin ayakları kaydığı zaman, Allahü teâlâ onun süratle geçmesi için yardım eder.) [Taberani]
(Bir Müslümanın sıkıntısını giderene, Allahü teâlâ iki nur verir. Bu iki nurla Sıratta o kadar çok kimse aydınlanır ki, sayısını ancak Allah bilir.)[Taberani]
(Kıyamette mizan ve Sırat köprüsü, şehidi rahatsız etmez.) [Beyheki]
(Sırat köprüsünden geçerken âbid’e “Sen Cennete gir, ibadetin sebebiyle oradaki nimetlerden faydalan” denir. Âlime de, “Sen burada dur ve sevdiklerine şefaat et! Senin şefaatin mutlaka kabul olacak” denir.)[Deylemî, Ebu-ş-şeyh]
(Kıyamette, dünyadayken belâya maruz kalmış kimseler için divan ve mizan kurulmaz, Sırat köprüsü engel olmaz, üzerlerine ecir, dökülür de dökülür.) [İ. Neccar]
(Sırat köprüsünü şimşek gibi ilk geçenler, beş vakit namazı cemaatle kılmaya devam edenlerdir.) [Taberani]
(Bana getirilen salevat, Sırat köprüsü üzerinde size nur olur.) [Dare Kutnî]
(Kıyamette Sırat köprüsü üzerinde, müminlerin alametleri, “Rabbim, bize selamet ver” demeleri olacaktır.) [Tirmizî]
(Namaz, Sırat köprüsü üzerinde nurdur.) [Dare Kutnî]
(Sırat köprüsü, Cehennemin üzerinde, Cennete giden yoldur.) [Hatîb]
(Ümmetimden birisi, Sırat köprüsünde sürünerek ve emekleyerek yol alırken, bana getirdiği salevatlar onu elinden tutarak ayağa kaldırır. Böylece Sıratı geçer.) [Taberani]
(Kurbanlarınız iyi ve semiz olsun. Onlar Sırat köprüsünde bineklerinizdir.) [Deylemi]
(Cennete girene kadar, Sırat köprüsünde göz kırpması kadar bekletilmemeyi isteyen, Allah’ın dini hakkında, kendi görüşüyle hiçbir söz söylemesin!) [Kurtubi]
(Bir idareci, Müslümanların işini üzerine aldığı halde aralarında adaleti gözetmezse, Cehennemin üzerine kurulan Sırat köprüsünde durdurulur. Sırat, bütün organları yerinden çıkıncaya kadar sallanır.) [İbni Asakir]
(Allahü teâlâ, kullarına, her gün beş kere namaz kılmayı farz etti. Bir kimse, güzel abdest alıp, namazını doğru kılarsa, kıyamet günü, yüzü, on dördüncü gündeki ay gibi parlar ve Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer.)[H.S.Vesikaları]
(Hiçbir bid’at ehli Sırattan geçemeyecek, Cehenneme düşecektir.) [İbni Asakir]
Peygamber efendimizin ümmetinden olan bazı kişiler, mezardan kalkınca doğruca Cennete giderler. Melekler bunlara derler ki:
- Hesap gördünüz mü?
- Hayır, biz hesap falan görmedik.
- Sırat köprüsünü geçtiniz mi?
- Hayır, Sırat falan görmedik.
- Cehennemi gördünüz mü?
- Hayır, Cehennemi de görmedik.
- Siz ne amel işlediniz de, böyle hesap görmeden, Sırata uğramadan doğruca Cennete geldiniz?
- Biz iki hasletimiz sayesinde bu nimete kavuştuk. Allah’tan utanır, yalnızken de günah işlemezdik. Bir de Allah’ın verdiği az rızka razı olurduk.
- Bu nimetler sizin hakkınızdır. (İbni Hibban)
İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat kitabında buyuruyor ki:
Cehennem üzerindeki Sırat köprüsünden geçilecek, iyiler geçip Cennete gidecek, Cehennemlikler, Cehenneme düşecektir. (3/17)
Köprü denilince, bilinen köprüler zannedilmemeli! (Sınıf geçmek için imtihan köprüsünden geçilir) diyoruz. Hâlbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur. Sırat köprüsü de, bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez. (S. Ebediyye)
Hadis-i şerifte de bildirildiği gibi, bid’at ehli zaten Sırat köprüsünden geçemez. Bu kadar vesikayı inkâr eden elbette Sırattan geçemez. (İnkâr eden, mahrum kalır) sözü meşhurdur.

Mezheplerdeki Farklılıklar

Sual: Şâfiîlere göre namazda imam arkasında Fatiha okumak farz, Hanefîlere göre harama yakın mekruhtur. Şâfiîlere göre çıplak ayakla namaz kılmak sünnet, Hanefîlere göre ayakları örtülü kılmak sünnettir. Hanefî’de kanın çıkması abdesti bozuyor, Şâfiî’de bozmuyor. Kadına dokunmak Hanefî’de abdesti bozmazken, Şâfiî’de bozuyor. Bunlar gibi, birinin ak dediğine, ötekinin kara dediği çok mesele vardır. Allah’ımız bir, dinimiz bir, peygamberimiz bir değil mi? Niye böyle farklı hükümler oluyor?
CEVAP
Peygamber efendimiz, böyle farklı ictihadların rahmet olduğunu bildirmiştir. Bizzat kendisi de, rahmete sebep olmak için, böyle farklı uygulamalarda bulunmuş ve farklı hükümler bildirmiştir. Mesela  çıplak ayakla namaz kıldığı gibi, mestle ve nalın denilen pabuçla da kılmıştır. Müctehid mezhep imamları, bu delillere dayanarak ictihadlarını bildirmişlerdir.
Fetava-i Hüccet’te, (Kişinin nalın denilen pabuçla namaz kılması, Yahudilere muhalefet bulunduğu için, yalın ayakla kılmasından kat kat efdaldir) deniyor.(Halebi)
İbni Abidin namazın mekruhları sonunda buyuruyor ki:
Namazı, nalın veya mestle kılmak, çıplak ayakla kılmaktan efdaldir. Böylece, Yahudilere uyulmamış olur. Hadis-i şerifte, (Yahudilere benzememek için namazları, nalınla kılınız) buyuruldu. (Redd-ül muhtar)
Hanefîlerin ayakları örtülü olarak, Şafiîlerin de ayakları açık olarak kılmaları Sünnet’e uygun olur. Herkes, kendi mezhebinin hükmüyle amel ederse rıza-i ilahiye kavuşulmuş olur. Bir ihtiyaç yokken, başka bir mezhebin hükmüyle amel etmek mezhepsizlik olur.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Kur’an-ı Kerim'i Hatmetmek

Hatim; kelime olarak bitirmek, sona erdirmek ise de, fıkıhtaki manası, bir kişinin, Kur’ân-ı kerimi, baştan sona kadar okuyup bitirmesi demektir. Kur’an-ı kerimi hatmetmenin önemi hakkında çok hadis-i şerif vardır. Birkaçının meali şöyledir:
(Kur’an-ı kerimi hatmedene, altmış bin melek istiğfar eder.) [Deylemi]
(Kur’an-ı kerimi hatmedenin duası kabul olunur.) [Taberani, İbni Hibban]
(Kur’an-ı kerimi hatmedenin, kabul edilen bir dua hakkı olduğu gibi kendisine Cennette bir ağaç da verilir.) [Hatib]
(Hatim yapanın dünya veya âhiret için ettiği dua kabul olur.) [Beyhekî]
(Hatmi okuyan ve dinleyenlerin duası kabul olur.) [Ebu Nuaym]
(Beş vakit namazdan sonra yapılan dua gibi, hatimden sonra yapılan dua da kabul olur.) [Taberani]
(Hatim duası yapılan yerde hazır olan, ganimet dağılırken bulunan kimse gibidir. Hatme başlanan yerde bulunan, cihad eden gibidir. İkisinde de bulunan, iki sevaba da kavuşur ve şeytanı rezil eder.) [Hazinet-ül-esrar]
(Ya Âişe, üç kere İhlas suresini okursan Kur’an-ı kerimi hatmetmiş gibi sevaba kavuşursun.) [Ey Oğul İlmihali]
Hatmin dinde yeri büyüktür. Din kitaplarında hatimle ilgili çok bilgi bulunmaktadır.
İmam-ı Rabbani hazretleri, Mektubat kitabında, (Ramazan-ı şerifte Kur’an-ı kerimi hatmetmek önemli bir sünnettir) buyuruyor. (1/45)
İmam-ı Zahidi hazretleri buyuruyor ki:
Hatim okutmak için, hâfız’a, 45 dirhemden az hediye vermek caiz değildir.(Havi)
Hâfız, pazarlık etmeden, Allah rızası için hatim okursa, okutanın hediye ettiğini alması caiz olur. Az diye itiraz ederse, aldığı haram olur. (Hadika, Berika)
Kur’an-ı kerimi kırk günde hatmetmek müstehabdır. Hatimden sonra yapılan dua kabul olur. Hatim bitince, yeniden hatme başlamak niyetiyle Fatiha okumalıdır. Hadis-i şerifte, (İnsanların en iyisi, hatmi bitirince, yeniden başlayandır) buyruldu. (Şir’a şerhi)
Kur’an-ı kerimin hatmedildiği yere rahmet yağar. Hatimden sonra dua etmek müstehabdır. Hatimde toplanmak müstehabdır. Abdullah ibni Abbas hazretleri, hatim okuyanın yanında adamını bulundururdu. Hatim biteceği zamanı işitince, kendi de hazır olurdu. Enes bin Malik hazretleri, hatmettiği zaman, çoluk çocuğunu toplayıp dua yapardı. Hatim bitince, ikincisine başlamak müstehabdır.(Kitab-üt-tibyan)
Kur’an-ı kerimi Fatiha’dan başlayıp Fil suresine veya İhlas suresine kadar okuyup, sonra olan birkaç sureyi başkasına okutsa, o da birinciye vekil olarak kalan sureleri okursa, Kur’an-ı kerimi başından beri okumuş olan, hatmetmiş olmaz. Bunlardan birisini dinleyenler de, hatim dinlemiş olmazlar. Hiçbiri hatim sevabına kavuşamaz. (Behcet-ül-fetava)
Bu kadar vesikaları inkâr edip hatim diye bir şey yok demek akıl ve ilim işi değildir.

İsraf nedir?


Sual: İsrafın cimrilikten de, kötü olduğu söyleniyor. İsraf nedir? Neler israftır?
CEVAP
İsraf, malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, dine ve dünyanın mübah olan işlerine faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir. Malı denize, kuyuya, ateşe atmak, onu helak etmektir. Kullanılmayacak hâle sokmak, kırmak, kesmek, ağaçtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasat etmeyip, ekinin helak olmasına sebep olmak, hayvanları soğuktan, düşmandan korunacak yere koymamak ve soğuktan, sıcaktan ve açlıktan ölmelerini önleyecek kadar yedirmemek ve örtmemek de, helak etmek olup israftır.
Günah işlemek için ve günah işlenmesi için verilen mal ve paralar da israf olur.
Meyve ve ekin toplandıktan sonra, bunları iyi saklamayıp kendiliklerinden bozulmaları veya nem alarak çürümeleri veya kurt, güve, fare ve benzeri canlıların yemelerine sebep olmak israftır.
Ekmek, et, et suyu, peynir gibi gıdaların; karpuz, soğan gibi meyvelerin; kuru incir, kuru üzüm, kayısı gibi kuru meyvelerin; buğday, arpa, mercimek gibi hububatın ve elbise, kumaş, kitap gibi eşyaların, çeşitli yollarla israf edildiği çok görülüyor.
Yemek artıklarını dökmek, çatalı, kaşığı, tabağı, tası ekmekle veya parmakla sıyırıp yemeden önce, kapları yıkamak ve silmek israftır. Sofra bezi ve masa üstüne düşen ekmek ve yemek kırıntılarını toplamayıp atmak da israftır. Bu kırıntıları toplayıp kedi, köpek, koyun, sığır, kuş, tavuk gibi hayvanlara yedirmek israf olmaz.
Ekmeğin içini yiyip kabuğunu bırakmak, pişkin yerini yiyip, gerisini bırakmak israftır. Kalanı başkası veya hayvan yerse israf olmaz.
Abdestte ve gusülde, lüzumundan fazla su kullanmak israftır.
Sofrada lüzumundan fazla çeşitli yemekler bulundurmak israftır. İbadete kuvvetlenmek için ve misafir için bulundurmak, israf olmaz.
Yemek, bal, pekmez gibi şeyler bulaşmış parmağını yalamak ve düşen lokmayı alıp yemek, insanı israftan kurtardığı gibi, kibir ve riyayı giderir, berekete kavuşturur. Özellikle de Peygamberlerin efendisine uymak ve emrini yapmak şerefini kazandırır.
Fasulye, pirinç, nohut gibi şeyleri yıkarken dökülenleri toplamamak israftır. Elbise, çorap, ayakkabı gibi giyim eşyasını iyi kullanmayıp çabuk eskitmek, yıkarken suyu, deterjanı çok harcamak, lambayı, elektriği, doğalgazı boş yere yakmak israftır.
Malı kıymetinden aşağı fiyatla satarak veya kiraya vererek ve kıymetinden yukarı fiyatla satın alarak veya kiralayarak aldanmak israf olur. Aldanarak alışverişe zaruri ihtiyaç olursa veya yardım, sadaka gibi niyetle böyle yaparsa israf olmaz. Ölünün kefenini miktar ve cins bakımından, dinde bildirilenden fazla yapmak israftır.
Doyduktan sonra fazla yemek de israftır. Yalnız, misafir utanmasın diye, ev sahibinin fazla yemesi ve orucu rahat tutmak için sahurda çok yemek israf değildir. Her istediğini yemek israf olduğu gibi, acıkmadan günde ikinci defa yemek de israftır. İki hadis-i şerif meali:
(Her istediğini yemek israftandır.) [İbni Mace]
(Ya Âişe! Günde iki kere yemek israftandır.) [Beyheki]
Günde iki kere yemekten ve her istediğini yemekten maksat, doyduktan sonra veya acıkmadan tekrar yemek demektir. Çünkü gündüz ikinci olarak yemek, hele kısa günlerde veya yorucu bir işte çalışmayan kimseler için, genelde tam acıkmadan yemek olur.
Lüzum yokken, sofrada yemek çeşitlerini arttırmak israftır. Fakat bir yemekten usanıp her birinden biraz yiyerek ibadet yapmak, mesela oruç tutmak, helal kazanmak için çalışmak veya Müslüman kardeşlerine yardım etmek gibi ibadetler için kuvvetlenmek düşüncesiyle veya sofrada misafir bulundurmak niyetiyle olursa, israf olmaz.
Sofraya lüzumundan fazla ekmek koyup, sonra bunları tekrar yemek için kaldırmamak israftır. Yani, yenmeyen ekmek parçalarını atmak ve riya, gösteriş, şöhret için fazla ekmek koymak israf olur.
Nefis yemekleri yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, yüksek, büyük binalar yapmak ve dinin haram etmediği daha bu gibi şeyler, helalden kazanıldığı, kibir ve öğünmek için olmadığı zaman israf değildir. Lüzumundan fazla olunca tenzihen mekruh olur. Bir hadis-i şerif meali:
(İstediğini ye, istediğini giy! İnsanı yanlış yola götüren, israf ve tekebbürdür.) [Buhari]
İmam-ı Muhammed Mâsum hazretleri de buyuruyor ki:
Yemekte, içmekte orta yolu gözetmeli. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli. İbadet edemeyecek kadar da, az yememeli. Evliyanın büyüklerinden Şah-ı Nakşibend hazretleri, (İyi ye, iyi çalış) buyurdu. İbadet ve iyilik etmeye yardımcı olan her şey, iyi ve mübarektir. Bunlara mani olan her iş yasaktır. (2/110)
Hayra verilen para israf olmaz diyen âlimler varsa da, sadaka vermekte de, israf olabilir. Mesela borcundan çok malı olmayan veya çoluk çocuğu sıkıntıya sabredemediği hâlde, bunların ihtiyacını karşılayacak maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadığı hâlde, kendisi muhtaç olan kimsenin sadaka vermesi israf olur. Ödünç vermekte de böyle israf olur.
İsraftan kurtulmanın yolu, ilacı üçtür:
1- İlimle ilaç: İsrafın zararlarını bilmek ve bunları düşünmektir.
2İşle, uğraşmakla ilaç: Malı dağıtmamaya gayret etmek ve güvendiği birine bu derdini anlatıp, malına ve harçlarına dikkat etmesini, israfını görünce, kendine hatırlatmasını, hatta zorla önlemesini rica etmektir.
3İsrafın sebeplerini söküp atmak
İsrafın sebepleri altıdır:
Birinci sebep, sefahattir. Çok kimseyi israfa alıştıran budur. Sefahat, aklın az olmasıdır. Buna sefih denir. Çok kimse, yaratılışta sefih olur. Bu kötü hâlleri, bazı sebeplerle zaman zaman artar. Çalışmadan, alın teri dökmeden eline mal girer, kötü arkadaşlar, bu mala konmak için dağıtmasına, saklamanın, arttırmanın erkeklik, yiğitlik olmadığına kandırır. İsrafa yol açarlar. Bunun içindir ki, kötü arkadaşlardan kaçmakla emrolunduk. Zengin çocuklarının çoğu, böyle israfa alışmakta ve mirasyedi olup çıkmaktadır. Sefahati arttıran bir sebep de, insanların çok saygı göstermesi ve övmesidir. Makam sahiplerinin ve zenginlerin çocukları bu yoldan sefahate düşmektedir.
İkinci sebep, israfı veya çeşitlerini iyi tanımaz. İsraf olduğunu bilmez, hatta cömertlik sanır. Lüzumsuz yere, yasak, zararlı yerlere verilen mal, cömertlik sanılır.
Üçüncü sebep, riya ve gösteriş yapmaktır.
Dördüncü sebep, gevşeklik ve tembelliktir.
Beşincisi, utanıp sıkılmaktır.
Altıncısı, dini kayırmamak, İslamiyet’i gözetmemektir.

Ölüleri Yıkamak


Sual: Ölüleri yıkamak, önceki dinlerde de var mıydı?
CEVAP
Evet, ölüleri yıkamak her dinde vardı. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Âdem aleyhisselam vefat edince melekler Cennetten hanut ve kefen getirip su ve sedir yaprağıyla yıkadılar. Üçüncüsünde kâfur koydular. Üç parça kefenle kefenleyip namazını kıldılar. Lahd yapıp defnettiler. Sonra çocuklarına dönüp, "Ey Âdemoğulları, ölülerinize işte böyle yapın" dediler.)[Fetava-i Fıkhiyye]

Yaralı Yeri Yıkamak


Sual: S. Ebediyye’de, (Bir yara iyi olduktan sonra, üzerindeki ilaca, merheme, sargıya mesh etmek caiz olmaz, bunları çıkarıp, altını yıkamak lazımdır. Eğer bunları kaldırmakta harac olursa, diğer üç mezhepten biri taklit edilir. Çünkü bunlar, kendiliğinden hâsıl olmamıştır, ortada bir zaruret de yoktur. Diğer üç mezhepte de harac varsa, altlarını yıkamak sakıt olur) deniyor.
İyi olan yaranın altını yıkamak niye harac oluyor? Hanefî'de olduğu gibi, diğer üç mezhepte de, iyi olmuş yaranın altını yıkamak lazım değil midir?
CEVAP
Dört mezhepte de, iyi olmuş yaranın altını yıkamak lazımdır. Yukarıda anlatılmak istenen şey şudur:
(İyi olmuş yara üstündeki sargıyı çıkarmakta, bir harac varsa, sargıyı çıkarmadan, üstünü mesh etmek, üç mezhepten hangisinde caizse, o mezhep taklid edilir. Eğer üç mezhepte de harac varsa, o sargının altını yıkamak gerekmez.)
Şöyle bir örnek verelim:
Diş çürüğü, tedavi edilip, üzerine dolgu yapılırsa, gusülde bunu çıkarmakta harac vardır. Diğer üç mezhebin ikisinde, ağzın içini yıkamak farz olmadığı için, bu iki mezhepten birisi taklit edilir. Eğer bu iki mezhepte de, ağzın içini yıkamak farz olsaydı, o zaman dört mezhepte de, dolguyu çıkarmakta harac olacağı için, dolgunun altını yıkamak sakıt olurdu, yani yıkamak gerekmezdi. Ama diğer iki mezhepte çıkış yolu olduğu için, zaruret olmuyor. Eğer hiçbir mezhepte çıkış yolu olmasaydı, işte o zaman zaruret olurdu. Bu inceliği bilmeyenler, (Diş dolgusu zarurettir) diyerek Hanefî Müslümanları cünüp gezdiriyorlar. Ortada bir çıkış yolu varken, zaruret demek ne kadar yanlıştır. Zaruret, başka çare bulamamak demektir. Hâlbuki burada bir çare, bir çıkış yolu vardır. Bu çareyi yok sanmak, ya taassup veya cehalettir. Bu cehalet, (Mezheplerin farklı hükümleri rahmettir) mealindeki hadis-i şerifi anlayamamaktan kaynaklanıyor.

4 Kasım 2010 Perşembe

Zilhicce Ayının Fazileti

Sual: Zilhicce ayının fazileti nedir?
CEVAP
Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya bedeldir. Bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmek gibidir.) [İbni Mace]
(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, yedi yüz misli sevab verilir.) [Beyheki]
(Terviye günü [Arefe’den önceki gün] oruç tutup, günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz]
(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutan, her günü için, yüz köle azat etmiş veya cihad edenlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevab alır.) [R. Nasıhin]
(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise on bin güne eşittir.) [Beyheki]
(Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.)[Taberani]
Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, bu ayın ilk günleri yapılan ameller, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir?) dediklerinde, (Evet, cihaddan da kıymetlidir, ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehid olanın cihadı, daha kıymetlidir) buyurdu. (Buhari)
Hazret-i Ebüdderda buyurdu ki:
Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir, çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu. Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır. Cennette yüksek derecelere kavuşur. (Şir’a)
Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Allahü teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i Sünnet’e uygun bir din kitabı okumak çok sevabdır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, kadın erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek, birinci görevdir.