14 Kasım 2010 Pazar

Kurban Vekâleti

Sual: Toplumumuzda, kurban vekâleti bilinmiyor. Kurban kesmek üzere kasaba veriliyor, kendileri yanında duruyor. Böyle kesilen kurbanlar sahih oluyor mu?
CEVAP
Evet, sahih oluyor. Zaten kasaba götürüp, bunu kes demek vekâlettir. Ayrıca kesmeye seni vekil ettim demek gerekmez. Dense de mahzuru olmaz. Bunun gibi, bir kimse birine, kurban işimi hallet dese, vekâlet vermiş olur, hattâ ona para vermese bile, o kişi de bir hayvan alıp kesse kurban sahih olur. Vekil, daha sonra isterse sahibinden kurbanın parasını alır.

12 Kasım 2010 Cuma

Kurban Kesmenin Fazileti

Sual: Kurban kesmenin önemi nedir?
CEVAP
Kurban nisabına malik olanın, zaruretsiz kurban kesmemesi günah olur. Kurban kesmesi vacibken, içindekilerin kurban kesmediği ev inleyerek, sahibine beddua edip, (Kurban kesmediğin gibi Cenab-ı Allah sana iyilik yapmayı nasip etmesin!) der. O ev, o yıl belalara düçar kalır. Kurban kesenin evi ise, memnun olur, sahibine hayır dua eder. Bu bakımdan kurban kesmeyi bir nimet bilmeli! Kurban kesen Müslüman, kendini Cehennemden azat etmiş olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cimrilerin en kötüsü [vacib olduğu hâlde] kurban kesmeyendir.) [S. Ebediyye]
(Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin!) [Hâkim]
(Sevab umarak kurban kesen, Cehennemden korunur.) [Taberani]

Kurban Kesme Zamanı
Sual: Kurban ne zamana kadar kesilebilir?
CEVAP
Maddeler halinde bildirelim:
1- Kurban, bayramın birinci günü bayram namazından itibaren üçüncü günü, güneş batıncaya kadar kesilebilir. Cuma kılınmayan, mezra denilen küçük köylerde, fecirden sonra, bayram namazından önce de kesilebilir. Gece kurban kesmek, caiz ise de mekruhtur. Şafii’de, bayramın 4. günü de, kesilebilir.
2- Nafile, akika ve adak hayvanı, her zaman kesilebilir, fakat bayramda kesilmesi iyi olur.
3- Bayram, Cumaya rastlasa da, yine kurban, bayram namazı kılındıktan sonra kesilir.
4- Kurban bayramının üçüncü günü fakir olacağını veya sefere çıkacağını bilene, bayramın birinci ve ikinci günü kurban kesmek vacib olmaz. Keserse vacib olarak eda etmiş olur.
5- Fakir, bayramın ilk günü bir koç alıp kestikten sonra, 3. günü zengin olsa, iade gerekmez. Vacib yerine gelmiş olur. 3. günü zengin olacağını bilenin de, ilk günü kurban kesmesi caizdir.

9 Kasım 2010 Salı

Namazlarda Açıktan Okumak

Sual: Hangi namazlarda açıktan okumak caizdir?
CEVAP
Namazda Kur’an-ı kerim okumaya kıraat denirKendi işitecek kadar sesli okumaya, hafî yani gizli okumak denir. Yanında olan kimselerin de işitecekleri kadar sesli okumaya, cehrî yani açıktan okumak denir.
İmamın, sabahın iki rekât farzında, akşamla yatsının ilk iki rekâtında, Fatiha ile zamm-ı sureyi açıktan okuması vacibdir. Unutarak gizli okursa secde-i sehv gerekir.
Tek başına kılan kimse ise, açıktan okunan bu namazlarda muhayyerdir. Yani dilerse açıktan okur, dilerse gizli okur. Açıktan okumak daha evladır.
Kazaya kalan sabah, akşam ve yatsı namazlarının farzlarını gece veya gündüz kaza ederken, açıktan okumakta mahzur yoktur. Hattâ açıktan okumak daha evladır. (Hindiyye)
Kazaya kalan, aynı günün sabah, akşam ve yatsı namazları cemaatle kılınıyorsa, imam, vaktinde kılınan gibi açıktan okur.
Vitir namazı da, vaktinde kılınsın veya kaza edilsin açıktan okunabilir. Kunut duaları açıktan okunmaz.
Tek başına gece Evvabin, Teheccüd gibi nafile namaz kılan serbesttir, gizliveya açıktan okur, fakat öğle ikindi gibi gündüz kılınan namazlarla, kuşluk gibi nafile namazlarda gizli okumak vacibdir. (Hindiyye)
Bir kimse, yalnız başına akşam, yatsı veya sabah namazını kılarken, Fatiha’nın bir kısmını okuduktan sonra, bir başka şahıs gelip, o kimseye uyarsa, imam Fatiha’yı açıktan ve tekrar yeni baştan okur. (Hindiyye)
Bir kimseye Fatiha’nın tamamını veya birazını gizli okuduktan sonra imam olursa, Fatiha’yı açıktan tekrarlar, çünkü cemaat olunca geri kalan kısmını sesle okumak vacib olur. Fakat bir rekâtta kıraatin yarısını açıktan, yarısını gizli okuması çirkin olur. Açıktan okunarak tekrarlanması bundandır, yani o kimse sureyi bitirirken imam olsa, hem Fatiha’yı hem sureyi açıktan tekrarlar. (İbni Abidin)
Akşam ve yatsının sünnetlerini kılarken kazaya da niyet eden, açıktan okuyabilir. Evvabin veya Teheccüd gibi nafile namazları kılarken, kazaya da niyet eden, açıktan okuyabilir.
Açıktan okumak erkekler içindir. Kadın, hiçbir namazdayanında kimse olmasa da, sesli okuyamaz. (Redd-ül muhtar)

Ecel ve Rızk

Sual: Rızık ve ecel değişir mi? Mesela define bulan kimsenin rızkı artmış mı olur? İntihar eden veya vurularak öldürülen, eceliyle ölmemiş mi olur?
CEVAP
Hayır, ecel de, rızık da değişmez. Bunlar ezelde takdir edilmiştir, yani herkesin rızkını ve ecelini Allahü teâlâ ezelî ilmiyle bilir. Define bulacaksa, ezelde, define bulacak, zengin olacak diye takdir edilmiştir. Takdir edilenden fazla veya eksik olmaz. Ecel de öyledir. İntihar edecekse veya trafik kazasında ölecekse, yine öyle takdir edilmiştir. Takdirin dışına çıkılamaz. Ecelsiz ölüm olmaz. (Eceliyle öldü) veya (Eceliyle ölmedi) gibi sözler çok yanlıştır. Nasıl ölürse ölsün, herkes mutlaka eceliyle ölür. Bir âyet-i kerime meali:
(Ecel bir an gecikmez ve vaktinden önce de gelmez.) [Araf 34]
Rızık da, aynen ecel gibidir. Hiç kimse, takdir edilen rızkını tüketmedikçe ölmez. Eceli takdir eden gibi, rızkı da gönderen Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali:
(Yeryüzündeki her canlının rızkı, Allah’a aittir.) [Hud 6]
(Nice canlı, rızkını kendisi elde edemez. Sizin de, onların da rızkını Allah verir.) [Ankebut 60]
Fakir define bulsa, zengin iflas etse, takdir edilen rızkı yine değişmez.

Kurbana Ortak Olmak

Sual: Kurbana ortak olacaklarda aranan şartlar nelerdir?
CEVAP
Bazıları şöyledir:
1- Her ortağın Müslüman olması, kurban ve ibadete niyet etmesi ve her birinin hissesinin yedide birden az olmaması şarttır. Sırf eti için ortak olan varsa ve biliniyorsa, hiçbirinin kurbanı sahih olmaz. Bilinmiyorsa sahih olur. Ortakların bir kısmı ölmüş olsa yahut bunak olsa, zararı olmaz.
2- Biri adak, biri akika, biri vacib olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için olmak üzere kurban kesmek istense, bir inek kesilebilir. Akika, vacib, adak hepsi katılır. Yedi kişiye kadar ortak olmak caizdir.
3- Mutlak adağı olan ortaklığa giremez. Yani belli bir hayvanı, mesela şu boynuzlu kara koçu keseceğim diye adayan, bunun yerine başka kara koçu kesemez, bu adağı için ortak giremez.
4- Zenginin sırf kendisi için satın aldığı sığıra, sonradan ortak olmak caizse de mekruhtur. Yedi kişiye kadar ortak bulmak niyetiyle satın almalıdır.
5- Bir sığıra 3, 5, 7 gibi tek ortak şartı yoktur. 2, 4, 6 gibi çift de olur. Tek sayıda olması daha iyidir.
6- Bir kişi, geçen yıl kesmediği kurbana niyet edip kurban kesse, o kurbanı kaza etmiş olmaz, kestiği nafile olur. Böyle zamanında kesilemeyen kurbanın bedeli, altın olarak fakirlere verilir.

8 Kasım 2010 Pazartesi

İnsanlara Verilenler Hakkında

    ALLAH ÇOK İNSANLARA ARABA, APARTMAN, MAL, MÜLK, İTİBAR, ARKADAŞ, ŞAN, ŞÖHRET VERMİŞ. BAZI İNSANLARA DA FAKİRLİK, DERT, MUSİBET, ELEM, KEDER VERMİŞ; SONRAKİ İNSANLAR ÇOK MU KÖTÜ, YOKSA ALLAH ÖBÜRLERİNİ ÇOK MU SEVİYOR?
    Böyle bir soru, ancak öğrenmek maksadı ile sorulabilir. Yoksa başka türlü günaha girilmiş olur. Esasen, içinde böyle bir derdi olan insanın da, bunu sorması lâzımdır. 
    Allah (cc) dilediğine at, araba, han, hamam, taksi, apartman verir; dilediğine de fakr u zaruret. Fakat, bütün bunlarda, âile ve sâireden gelen bazı sebepler de inkâr edilmemelidir. Meselâ, bir insanın mal kazanma dirâyet ve kiyâsetini inkâr etmek mümkün olmadığı gibi, kendi devrinin şartları içinde kazanma yollarını bilmesi de, kazanç sebebi olması bakımından inkâr edilemez. Bununla beraber Allah (cc), bazı kimseler, liyâkat izhar ettiği halde, yine onlara mal-menâl vermiyor. Mâmâfih, zayıf bir hadis-i şerifte; Allah'ın, malı istediğine, ilmi ise isteyene verdiği ifade edilmektedir ki, mevzûmuz itibarıyla oldukça mânidardır... 
    Bir de, mal-mülk mutlaka hayır sayılmamalıdır. Evet, bazen Allah (cc) mal-menâl, dünyevî huzur ve saadet isteyenlere, istediklerini verir; bazen de vermez. Ama, Allah'ın (cc) hem vermesi, hem de vermemesi hayırlıdır. Zira, sen iyi bir insan ve verileni de yerinde kullanacak isen, senin için hayırlıdır. İyi bir insan değil ve istikametten de ayrılmış isen, Allah'ın vermesi de vermemesi de senin için hayırlı değildir. 
    Evet, istikametin yoksa, fakirlik senin için küfre bir vesiledir. Çünkü, seni Allah'a karşı başkaldırmaya sevk eder de, her gün O'na karşı bir isyan bayrağı açarsın. Yine, şayet sen istikamette değilsen; kalbî ve ruhî hayatın da yoksa, senin zenginliğin senin için bir belâ ve musibettir. (1) 
    Şimdiye kadar çok kimseler bu imtihanı kaybetmiştir. Nice servet sahibi kimseler vardır ki, servet içinde yüzdükleri halde, nankörlüklerinden ötürü, kalblerinde tecellîden en ufak bir parıltı ve aydınlık yoktur. 
    Binâenaleyh, bunlara Cenâb-ı Hakk'ın mal ve menâl vermesi bir istidraçtır; dolayısıyla da sapmalarına bir vesiledir. Ama bunlar, her şeyden evvel ruhî ve kalbî hayatlarını öldürdükleri ve Allah'ın verdiği fıtrî kabiliyetleri çürüttükleri için, buna müstahak olmuşlardır. 
    Bu arada, Efendimiz'in (sav) şu hadislerini kaydetmek de yerinde olur: "İçinizde öyleleri vardır ki, ellerini kaldırıp Allah'a kasem ettikleri zaman, Allah (cc), onların yeminlerini yerine getirir. Ve yeminlerinde hânis kılmaz. Berâ İbn Mâlik onlardan birisidir." (2) Hâlbuki Enes'in kardeşi Berâ'nın ne yiyeceği ne de yatacak bir yeri yoktu, kût-u lâyemûtla yaşıyordu. İşte, Berâ gibi saçı başı karışık, nice pejmûrde görünüşlü ve perişan sayılacak kimse vardır ki, onlara büyük insanlar nazarıyla bakılmış ve kalblerinin büyüklüğü, içlerinin aydınlığıyla değerlendirilmişlerdir. Ve işte bunlardır ki, Resûl-ü Ekrem'in (sav) diliyle, yemin etseler, Allah'ın (cc), yeminlerinde yalan çıkarmayacağı kişiler olarak vasıflandırılmışlardır. 
    Onun için; müstakillen ne servet, ne de fakirlik bir felâket, veya nimet sayılmamalıdır. Belki yerine göre fakirlik, Allah'ın en büyük nimetlerindendir. Allah Resûlü (sav) iradesiyle fakirliği ihtiyar buyurmuşlardır: "İstemez misin dünya onların olsun, âhiret bizim." (3) Hz. Ömer, dünya servetleri devlet hazinesine aktığı halde, bir fakir insan gibi, kût-u lâ yemûtla geçinmiş ve fazlasını istememiştir. 
    Ama, öyle fakirlik de vardır ki, -Allah muhafaza buyursun- küfür ve dalâlettir. Meselâ: Yukarıdaki sözler tahkik niyetiyle bir mü'minin ağzından çıkmasaydı da, bir nankörün ağzından çıksaydı, Allah'ın nimetlerine karşı şikâyet eden o kişi, kâfir olurdu. 
    Demek ki, yerine göre fakirlik nimet, yerine göre de devlet. Asıl mesele, kalbde musaddıkın bulunmasıdır. Yani, 
    Ya Rabbi, Senden ne gelirse gelsin makbûlümdür. 
    "Hoştur bana Senden gelen,
    Ya hıl'atü yahut kefen;
    Ya taze gül, yahut diken,
    Lûtfun da hoş, kahrın da hoş" 
    Şarkî Anadolu'da; "Senden, o hem hoş, hem bu hoş." derler. 
    İnsan hil'at da giyse, servet içinde de yüzse, Allah'la beraber olduğu takdirde, Abdülkadir Geylânî gibi, yine ayağı velilerin omzunda ve mübarek başı da Resûl-ü Ekrem'in (sav) dâmenine dokunacaktır. Ama Allah ile münasebeti yoksa, o fakirin dünyası da hüsran, âhireti de hüsran olacaktır. Kezâ, Allah ile beraber olmayan zengin, zâhiren dünyada mesut gibi görünse de, neticede ağır bir hüsrana uğrayacaktır. (4) 
     
      
    Hânis: Yeminini bozan, sözünde durmayan 
    Hil'at: Bir çeşit üst elbisesi, teşrifat elbisesi, kaftan
    Kiyâset: Anlayışlılık, kavrayışlılık, akıllılık 
    İstidraç: Allah'ın dinsizlerin sapıklığını artırmak için üst üste ihsanda bulunması
    Kut-u lâyemût: Ölmeyecek kadar olan rızık, yiyecek 
    [1] Bkz: Teğâbûn sûresi, 64/15
    [2] Tirmizî, Menakıb 54
    [3] Buhârî, Tefsiru sûre (66) 2; Müslim, Talâk 31
    [4] Bkz: Kasas sûresi, 28/78-84

7 Kasım 2010 Pazar

Hamd ve Şükür

    CENNETE ilk girecek olan zümre "Hammadûn" zümresidir ki, Cenab-ı Hakk'a çok hamdeden ve çok şükredenler demekdir. Hakk Teala Hazretleri:
     
    "Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız."1buyuruyor. Allah Tealâ'nın maddî ve manevî bir çok nimetleri içinde yüzüyoruz, elhamdülillah. Bu yüzden Allah'a çok çok hamdetmeliyiz. Rabbımız Kur'an-ı Kerîm'de:
     
    "Eğer şükrederseniz nimetimi ziyadeleştiririm."2 buyuruyor.
     
    CENAB-I HAKK'A bir defa tazarru' ve niyazda bulunmak; hamdetmek bütün dünya nimetlerinden efdaldir. Çünkü dünya nimetleri geçici, Cenab-ı Hakk'ı zikir bakî ve ebedîdir. Bu dünyada Cenab-ı Hakk'ı zikirle ve
    O'na hamd ile meşgul olanlar kıyamet gününde altı yerde altı vesile ile yine O'na hamdedeceklerdir,
     
    1-Mahşer gününde, " Ey günahkârlar bugün müminlerden ayrılın."3 fermanı ile mücrimler, sâlihlerden ayrıldıkları zaman. 
     
    2-Mîzan'da sevapları günahlarından ağır gelip beraat ettikleri zaman.
     
    3-Sırat Köprüsü'nü geçtikleri zaman.
     
    4-Ebedî hayat suyu ile yıkandıkları zaman.
     
    5-Cennete dahil oldukları zaman.
     
    6-Cenab-ı Hakk'ın cemal-i bakemâlini müşahede ettikleri zaman.
     
    Cenâb-ı Allah cümlemizi bu ihsanlara mazhar olan kulları zümresine ilhak buyursun, amin.
     
    HAZRETİ Süleyman (a.s.) Peygamber olmakla beraber arz üzerinde de melikdi Kuşların, hayvânâtın lisânına aşina, cinnîler emri altında, veziri de İsm-i A'zam'a mazhardı. Bir gün saltanatı ile semâda geçerken yerdeki karıncaların reisini çağırıp sordu:
     
    - Neden sürünü yuvaya çağırdın? Ben semâdayım, sen yeryüzündesin.
     
    Karıncaların reisi:
     
    - Baktım ki; Senin saltanatla geçişin benim sürümün bir an için bile olsa Allah'ı zikrine mâni olacak, onları yuvalarına dâvet ettim, dedi.
     
    Însan ruhunun manevî gıdası zikrullahdır. Her uzvun hamdi ayrı ayrıdır. Hamd dil ile başlar. Gözün hamdi ayrı, kalbin hamdi ayrı. Kıyamette kendi nefislerini hamdden alıkoyanlar âyette beyan buyurulduğu veçhile âmâ olarak haşrolacaklar.
     
    "Her kim de benim zikrimden yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü âmâ olarak haşrederiz. Benim zikrimden yüz çeviren "Ya Rabbi, benim dünyada iken gözlerim görürdü. Neden burada âmâyım?" dediğinde Cenab-ı Hakk: "Sen orada nefs-i emmarene uyup bana hamdetmeyi unuttun. İşte ayetlerimizi unuttuğun gibi bugün de öylece unutuluyorsun."4 buyurulacaktır.
     
    Dil ile başlayan hamd, sonra kalbe intikal edecek. Kalbin hamdi  zikrullahdır. Kalb zikretmiyorsa hasta demektir. Katılık vardır, yumuşatmak lâzım gelir.
     
    Kalb Allah'ı zikre başlar ve devam ederse zâkir kalb, daha sonra manen diri, uyanık kalb haline inkılâb eder. Kalb yumulup açılarak kan deverânını vücuda yayar, inkılâb kabiliyetini haiz bir uzuv zikrullah ile meşgul oldukça kan deverânı ile bütün vücuda tesbîhât yayılır.
     
    KALB, ZİKRE başlayınca deverân-ı dem vasıtasiyle zikir sadra intikal eder. Sadr da zikre başlar. Sadrın zikrinden şerh-i sadr meydana gelir. Kur'an'da dört tane şerh-i sadr âyeti vardır.
     
    "Habibim göğsünü senin faydan için genişletmedik mi?"5
     
    "Rabbim benim göğsüme genişlik ver."6
     
    "Allah kime doğru yolu gösterir, imana muvaffak ederse onun göğsünü imana açar. Kimi de sapıklıkta bırakmak isterse onun kalbini son derece daraltır, sıkar."7
     
    "Öyle ya Allah'ın göğsüne müslümanlık için inşirah verdiği Rabbım'dan bir nur üzere olan kimse kalbini mühürlediği gibi midir?"8
     
    KALBDE başlayan zikir, rûh, sır, hafî ve ahfâya intikal eder, yani letâif-i hamse'de zikir husûle gelir, şerh-i sadr tahakkuk eder.
     
    * * *
     
    Ziyâdeleştirmek: Artırmak, çoğaltmak, Tazarrû ve niyaz: Yalvarmak, yakarmak, dua etmek. Efdal: En üstün. İlhak etmek: Katılmak. İnkılâb etmek: Değişmek, dönmek. Deverân-ı dem: Kan dolaşımı. Sadr: Göğüs, vücudun ön tarafı Şerh-i sadr: Kalb genişliği, gönül genişliği, huzur. İnşirah: Açılma, ferahlık.
     
    Dipnotlar : (1) İbrahim Sûresi, 34 (2) İbrahim Sûresi, 7 (3) Yasin Sûresi, 59 (4) Tâha Sûresi, 124-126 (5) İnşirah Sûresi, 1 (6) Tâha Sûresi, 25-26 (7) En'âm Sûresi, 125 (8) Zümer Sûresi, 22
      Hamd ve Şükür - M. Sâmi Ramazanoğlu - 1986 - Eylul, Sayı: 007, Sayfa: 011