19 Aralık 2010 Pazar

Maymundan Gelen Politikacı

Sual: Bir politikacı, (Maymundan geldik) dedi. Ben de, (Dinimizin bildirdiğine göre, Hazret-i Âdem’den geldik) dedim. (Bilim varken dine uyulmaz, siz bilime karşı çıkıyorsunuz) dedi. (Sizinki bilim değil, bir teoridir, yarın da başka bir teori çıkarsa ne yapacaksınız?) dedim. (Yeni çıkan teoriye uyarız) dedi. Bu politikacı, maymun teorisine de inanmadığı, çünkü yeni bir teori çıkarsa ona uyabileceğini söylediğine göre, sırf dine karşı olduğu için onu kabul ettiği anlaşılmıyor mu?
CEVAP
Evet, öyle olduğu açıkça anlaşılıyor. Başka teoriyi kabul edecekse, bu teorinin doğru olmadığını söylemiş oluyor. Bir İtalyan profesörü, yeni bir teori çıkarmış, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair üç delil ortaya atmıştı:
1- Ayı, yavrusunu döverken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır.
2- Ayı dişisiyle, yavrularının görmediği bir yerde çiftleşir. Hâlbuki maymunda böyle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da çiftleşir.
3- Oyuncak dükkânına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini gösterir.
Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, bilim adına uydurulmuş bir hurafedir. Acaba evrimci politikacı, yeni bir teoriye uyacağına göre, maymundan değil de, ayıdan mı geldiğini söyleyecektir?
Evrimcilerin, insandan değil de, hayvandan geldiğini iddia etmeleri, dini yıkmak içindir. Eğer din hâşâ, maymundan geldik deseydi, bunlar insandan geldik derlerdi. Hayvandan gelmeyi aşağılık kabul ederlerdi. Dine inanmamak için hayvandan gelmeyi çok normal görüyorlar.
İlk maymunun nereden geldiğini evrimcilere soruyoruz. Sudan oldu diyorlarsa, suyu kim yarattı? Mahlûk olunca bir yaratıcının olması gerekir? Mahlûk, yaratılan demektir. Yaratan olmazsa yaratık olmaz. Yaratıcıyı inkâr etmek kadar ahmaklık olmaz.

Dost istersen Allah Yeter

Sual: Bazı esnaf dükkânlarında şu ifadeler var:
Allahü zülcelal şöyle hitap ediyor: (Dost istersen Allah yeter, mürşit istersen Kur’an yeter, delil istersen Muhammed yeter, meşgale istersen ibadet yeter, zenginlik istersen kanaat yeter, şeref istersen islamiyet yeter, ibret istersen ölüm yeter, düşman istersen nefsin yeter, bunlar da yetmezse, Cehennem yeter.)
Bu sözlerin hepsi doğru mudur?

CEVAP
İçinde doğru sözler de var, fakat Allah söyledi demek yanlıştır. Allah’ın sözleri, ya Kur’an-ı kerimde, ya hadis-i kudside olur. Olmadığına göre Allah’a bir iftiradır, din istismarıdır, para için yazılmıştır. Burada yanlış olan ifadeler de var. Hepsi doğru olsa bile, Allah adına söylenmiş olması büyük hatadır. Biz yazdık denseydi, Allah'a iftira edilmiş olmazdı.

Dost istersen Allah yeter:

Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler! Onları dost edinenler, Allah’ın dostluğunu bırakmış olurlar.) [Al-i İmran 28]
Müminleri dost edinmek, Allah’ın dostluğuna zıt değildir. Bu bakımdan Müminlerin de birbirinin dostu olduğu belirtilmeliydi.

Mürşit istersen Kur’an yeter:

Çok yanlış bir sözdür. Bu sözü daha çok mezhepsizler, tasavvuf düşmanları söylüyor. Tarihte birçok evliya, ulema gelip geçmiştir. Hiçbiri, mürşid edindiğin zatı bırak dememiştir. Her büyük zatın bir hocası olmuştur. Bizi irşad edecek hadis-i şerifler ve İslam âlimlerinin yazıları yok mu? İcma yok mu? Yalnız Kur’an denince, sanki bu delillere gerek yok gibi bir mânâ çıkarılabilir.

Delil istersen Muhammed yeter:

Bu söz de eksiktir. Dinimizde delil, sadece Peygamber efendimizin sözleri değildir. Dinimizde dört delil vardır: Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas. Bunların birisini inkâr eden sapık olur.

Meşgale istersen ibadet yeter:

Bu söz de eksiktir. Buradan sanki, hep ibadetle meşgul ol, rızık için çalışma anlamı çıkarılabilir. Meşgale isteyenin çalışması gerekir. Çalışmak da ibadettir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(İbadet on kısımdır, dokuzu çalışıp helal kazanmaktır.) [Deylemi]
(Çalışıp kazanmak her Müslümana farzdır.) [Taberani]
(En güzel rızık, helale, harama dikkat edilerek alın teri ile kazanılandır.)[Nesai]

Zenginlik istersen kanaat yeter:

Bu söz doğrudur. Kanaat gibi zenginlik olmaz, çünkü iki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Zenginlik, mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir.) [Buhari]
(Kanaat edene Allah kâfidir.) [Bezzar].

Şeref istersen İslamiyet yeter:

Bu söz de doğrudur. Müslüman olmaktan büyük şeref yoktur. Müslüman için şeref, İslâm’ın güzel ahlâkına sahip olmaktır. Paramızı, malımızı bu uğurda harcamak şereftir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Şerefinizi, mallarınızla koruyun!) [İbni Asakir]

İbret istersen ölüm yeter:

Bu söz de güzeldir, çünkü hadis-i şerifte, (İnsana vaiz [nasihatçi] olarak ölüm yeter) buyuruluyor. (Beyheki)

Düşman istersen nefsin yeter:

Bu söz doğruysa da, eksiktir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İnsanın en kuvvetli düşmanı nefsidir.) [Deylemi]
Burada nefs için insanın tek düşman denmiyor, en kuvvetli düşmanı deniyor. Şeytanı da düşman bilmek gerekir. Bir âyet-i kerime meali:
(Elbette şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman edinin. Çünkü o, kendine uyanları, [günahlara sokup] Cehennem ehlinden olmaya çağırıyor.) [Fatır 6]
Kötü arkadaşın da düşman olduğu, hadis-i şerifle bildirilmiştir. Uygun olmayan yazılı, sesli ve görüntülü yayınlar da, kötü arkadaşa yani düşmana dâhildir.

Bunlar da yetmezse, Cehennem yeter:

Bu sözü de Allaha mal etmemeli. Günahkârları Cehenneme göndermek yerine affolma ihtimali de düşünülmeliydi, çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey günahı çok olan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allahü teâlâ, bütün günahları affeder. O sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53]
İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Günahınız çok olup göklere kadar ulaşsa, Allahü teâlâ yapılan tevbenizi kabul eder.) [İbni Mace]
(Allah’ın Rab, benim de Peygamber olduğuma yakînen inanana, Cehennem haram olur.) [Hâkim]
(Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [Nesai, Tirmizi]

İslamiyet Nedir?


Peygamber efendimiz, insanlarla akılları derecesinde konuşulmasını emrediyor. Bir bedevi, (Bana İslamiyet'i anlat, aklıma yatarsa inanırım) deyince Resulullah Efendimiz ona, (Bu dinin temeli ikidir: Allahü teâlânın bütün emirlerine hürmet edip beğenmek ve Onun bütün mahlûklarına acımak, şefkat göstermektir)buyurdu.
Bir zat, bir Hristiyan şehrine gider. Orada bir müddet kalır. Bir süre sonra görüştüğü insanlardan 5-6 kişi gelir. Birisi dehri yani ateist, diğerleri ise Hristiyan'dır. Bu zata derler ki:
— Biz seni çok sevdik. Sendeki bu güzel ahlakın, bu tatlı dil ve güler yüzün, dininden kaynaklandığına inanıyoruz. Şimdi bize İslamiyet'i anlat! Müslümanlığı senin ağzından duymak istiyoruz. Nedir bu Müslümanlık?
O zat onlara şu cevabı verir:
— İslamiyet, iman ve ibadet olmak üzere ikiye ayrılır. İman, Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, âhirete ve kadere inanmaktır. Bunlar, farklı da olsa, Hristiyanlıkta ve Yahudilikte vardır. Mesela biz, Musa aleyhisselamın veya İsa aleyhisselamın peygamber olduğuna inanmazsak Müslüman olamayız.
— Niye? Onlar sizin peygamberiniz değil ki.
— Bütün peygamberler, Müslümanların da peygamberidir. Hepsinin hak olduğuna inanmayan Müslüman olamaz. Eğer siz de, bütün peygamberlere, Muhammed aleyhisselama ve onun getirdiği dine inanırsanız, hepiniz Müslümansınız.
— Nasıl olur bu? Biz domuz eti yiyoruz.
— O ibadet kısmına girer, haramdır. Haram işleyen Müslümanlıktan çıkmış olmaz.
— Şarap da içiyoruz.
— O da ibadet kısmına girer, haramdır. İçki içen Müslümanlar da vardır. İman amelden ayrı bir husustur. Önemli olan iman sahibi olmaktır.
Ateist, heyecanla ortaya atılıp der ki:
— Anlaşıldı, daha fazla anlatmana gerek kalmadı.
— Evet, işte bizim dinimiz bu kadar.
Hepsi şaşırır, birbirinin yüzüne bakarlar. O şaşkınlıkla dışarı çıkarlar. Az sonra ateist içeriye girer:
— Siz beni çok şaşırttınız, der.
— Neden şaşırdınız ki?
— Biz Müslümanlığı çok farklı biliyorduk. Siz bu dini bize tekrar anlatır mısınız?
O zat anlattıktan sonra ateist, kelime-i şehadeti harf harf yazar dışarı çıkar. 10-15 dakika sonra, diğer arkadaşlarını da alır tekrar o zatın yanına gelip der ki:
— Herkesin içinde söylüyorum. Ben de artık Müslüman oldum.
Sonra, (Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü) der, sonsuz mutluluğa adım atar.

Dua Okuma Zamanları

Sual: Sabah akşam, gece gündüz veya mübarek gün ve gecelerde okunması gereken dualara ne zaman başlanır, ne zamana kadar okunabilir? Mübarek gün ve geceler, ne zaman başlar ne zaman biter?
CEVAP
Gündüz, imsak vaktinde başlar, akşam olunca biter. Gece de akşam başlar, imsak vaktinde biter. Mübarek geceler, mesela Cuma gecesi, Perşembe öğleden itibaren başlar imsak vaktine kadar devam eder. Arefe ve kurban bayramı günleri hariç, mübarek günlerin hepsi, bir gün önceki öğle vaktinden başlar ertesi günkü akşama kadar devam eder.
Sabah duası, gece yarısında okumaya başlanır. Akşam duası zevalde yani öğle vaktinde başlar. Akşam veya gece okunamayan tesbih ve dualar, ertesi gün okunabilir. Bir hadis-i şerif meali:
(Her zaman okuduğu dua veya tesbihi ihmal edip, okumadan yatan, sabah namazından öğleye kadar olan vakit içinde okursa, gece okumuş gibi sevaba kavuşur.) [Müslim]

En Güzel Surette Yarattık

Sual: Tin suresinde, insanın ahsen-i takvîm üzere yani en güzel şekilde yaratıldığı bildiriliyor. Kâfir olan insanlar da olduğuna göre, kâfire niye güzel deniyor?
CEVAP
Kâfire güzel denmiyor. İnsan, diğer mahlûklara, hayvanlara göre daha mükemmel yaratılmıştır. Hayvanlara verilmeyen akıl ve konuşma kabiliyeti, insanlara verilmiştir. Organlar birbirine uygun şekilde yaratılmıştır. Vücutta ne fazla, ne eksik organ var. Mesela üç kol olsa fazla olur, üç bacak olsa fazla olur, tek kol ve tek bacak olsa eksik olurdu.
Buradaki uygunluk ve güzellik, şeklî güzelliktir, imanlı veya imansız olmakla ilgisi yoktur. Her çocuk günahsız doğar, sonra ya mümin veya kâfir olur. Günahsız doğan bir Hristiyan’ın kızı, büyüyüp dünya güzeli olsa, ona çirkin denmez. Kâfir, inanç yönünden çirkindir.
Çok güzel bir bıçak yapılsa, o bıçakla insan öldürülse, bıçak yine aynı bıçaktır, zararlı işte kullanılmıştır. Günahsız doğup dünya güzeli olan kız da, kâfirliği seçmişse, yanlış iş yapmış olur. Sonsuz azaba maruz kalır.
O âyet-i kerimedeki ahsen-i takvîm ifadesi şöyle açıklanmıştır:
Biz insanı ahsen-i takvim üzere yarattık demek, en güzel surette, boylu boslu, sureti güzel, organların yeri, sayısı, en iyi kullanmaya müsait tarzda, kâinatın bütün özelliklerini içine alacak şekilde yarattık demektir. (Beydavi)
Ebu Bekir bin Tahir, (Akılla süslü, ilâhi emri yerine getirebilen, ayırt etme gücü olan bir varlık olarak yaratılmıştır) demiştir. İbni Arabî de, (Allahü teâlânın insandan daha güzel bir mahlûku yoktur. Allah, onu canlı, bilgi, kudret, irade sahibi, konuşan, işiten, gören, işini çekip çeviren ve hikmetli bir şekilde davranan bir varlık olarak yaratmıştır. Bütün bunlar ise yüce Rabbin sıfatlarıdır) demiştir. Kimi âlimler de, (İnsan küçük evrendir. Zira yaratılmışlarda bulunan her ne varsa, onda toplanıp bir araya getirilmiştir) demişlerdir. (Kurtubi)
İşte bu kadar güzel yaratılıp akılla da süslenen insan, Rabbini inkâr eder, yaratılış gayesini unutursa, o zaman çok aşağı dereceye düşmüş, hatta hayvanlardan bile aşağı olmuş olur.

Beddua Etmek

Sual: Okul arkadaşım, (Biz ehl-i kitaba hiç beddua ve lanet etmeyiz, Allah kahretsin demeyiz, Allah ıslah etsin deriz. Özellikle, “Allah Yahudileri ve Hristiyanları ıslah etsin” diye dua ediyoruz. Bunların Müslüman olma ihtimalleri olduğu için bedduadan kaçıyoruz. Peygamberimiz de kâfirlere beddua etmedi ve onlardan, daha sonra Müslüman olanlar oldu. Beddua etseydi, onlar Müslüman olamazdı. Peygamberimize uyarak, biz de beddua etmiyoruz) dedi. İslam düşmanlarına, kahrolsun demek caiz olmuyor mu?
CEVAP
Önce şu hususu açıklayalım. Böyle düşünenler, Ehl-i Kitabın ebedi Cehennemlik olduğunu bildiren âyetleri tarihsel kabul ediyor, yani onları kâfir bilmiyor. Bu bakımdan, onların ıslah olmaları için niye dua etsin ki? Bu işte bir gariplik yok mu?
Allah ve Resulü ile İslam âlimleri, zalimlere, kâfirlere beddua etmiştir, lanetlemiştir, kahrolsunlar demişlerdir. Onlar hâşâ bunların Müslüman olabileceğini, onun için beddua etmemek gerektiğini bilememişler mi?
Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allah onları [Yahudi ve Hıristiyanları] kahretsin!) [Tevbe 30]
(Allah’ın laneti inkârcıların üzerine olsun.) [Bekara 89]
(Allah, inkârları yüzünden onlara [Yahudilere] lanet etmiştir.) [Nisa 48]
(Allah’ın eli sıkı diyen Yahudilere lanet olsun!) [Maide 93]
(Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]
(Bozgunculara lanet olsun.) [Rad 25]
(Koyu bir cehalet ve gaflet içinde olan o yalancılar kahrolsun!) [Zariyat 10,11]
Peygamber efendimiz de, bazı gruplara beddua etmiştir. Birkaç hadis-i şerif meali:
(Yahudileri Allah kahretsin, iç yağını Allah haram edince, onu eriterek satıp parasını yediler.) [Müslim]
(Allah Yahudi ve Hristiyanları kahretsin! Peygamberlerinin kabirlerini mescid edindiler. Siz Arap topraklarında iki din bırakmayın!) [Beyhekî]
(Karşı cinsin elbisesini giyene lanet olsun!) [Hâkim]
(Lutilere Allah lanet etsin!) [Beyheki]
(Bid’at ehline lanet olsun!) [Deylemi]
(Paraya tapana lanet olsun!) [Tirmizi]
(Kızını fâsıkla evlendirene lanet olsun.) [Şir’a]

İmanın ve Küfrün Karşılığı

 Dinimizde, bir mümin bir sevab işlerse, Allahü teâlâ ona en az on misli sevab veriyor, ama bir günah işlerse bire bir yazıyor. Böyle olunca, dünyadaki 50-60 yıllık kâfirliğin cezasının ebedi olmasının hikmeti nedir?
Bizi ve her şeyi yaratan Allahü teâlâdır. Mülkün de, dinin de sahibi Odur. O halde, dünyadaki işlerimizle ilgili neyin karşılığının ne olacağını O bilir. Ona kimse karışamaz. Dünyada yapılan işin karşılığının nasıl olacağını Allahü teâlâdan başka kimse bilmez. İnsan bilgisi buna yetmez, insan aklı bunu anlayamaz. Allahü teâlâ,(Benim Peygamberimle bana iman etmeyenin cezası sonsuzdur) buyuruyor.
Dünyadaki küfrün karşılığının sonsuz azap olması, bu 50-60 yıllık kâfirliğin cezası değildir. Allahü teâlâ her kulunun, sonsuza kadar iman edip etmeyeceğini bilir. O kâfir, sonsuz yaşasaydı, sonsuza kadar iman etmeyecekti. Onun için sonsuz ceza veriliyor. Eğer sonsuza kadar olan süre içerisinde, bir gün iman edecek olsaydı, Allahü teâlâ ona dünyada iman nasip eder, yine sonsuz yakmazdı. Demek ki, Müslümanlar ebedî yaşasalardı, ebedî Müslüman olurlardı. Bu yüzden mükâfatları ebedî Cennettir. Kâfirler de ebedî yaşasalardı, ebedî kâfir olurlardı. Bu yüzden cezaları ebedîdir.
Bir gün Musa aleyhisselam, ateşe tapan bir ihtiyara yaşını sordu. O da, (470 yaşındayım) dedi. (Ne yapıyorsun 470 senedir?) diye sorunca, (Bu ateşe tapıyorum) dedi. Musa aleyhisselam üzüldü, (Ömrün boşa gitmiş, çok yazık)dedi. İhtiyar zat, (Niye ya Musa, ben ibadet ediyorum, ibadet boşa gider mi) dedi. Musa aleyhisselam, (Bu ilah değil, Allah’ın yarattığı bir ateştir. Onun yarattığına, yani mahlûka ibadet ediyorsun. Sen gel, Allah’a iman ve ibadet et, kendini kurtar! Yarattıklarına ibadetten vazgeç) buyurdu. İhtiyar zat, (Peki bu yaşlı hâlimle, bu kadar sene boşa geçmişken, Allah yine beni kabul eder mi) diye sorunca, Musa aleyhisselam, (Vallahi kabul eder) dedi. (Peki, ne demem lazım?) diye sordu. (“Lâ ilâhe illallah, Musa Resulullah” demen yeter) dedi ve ihtiyar zat, dediği gibi söyledi. Ancak, eceli geldiği için söyler söylemez öldü. Ölünce hem kendisi, hem de her taraf nurlandı. Musa aleyhisselam, kendi kendine,(Sübhanallah. Bir dakika önce küfür üzereydi. Bir kelime-i şehadet getirdi, ne oldu) dedi. Sonra Allahü teâlâya, (Yâ Rabbî, buna ne muamele ettin) diye sordu. Cenab-ı Hak, (“Lâ ilâhe illallah, Musa Resulullah” dediği için, onu rahmetime gark ettim) buyurdu. Demek ki insan, küfür içinde yaşayıp imanla ölebiliyor. Maazallah, imanla yaşayıp kâfir olarak da ölebilir. Çok dikkatli olmak lazımdır.