31 Ocak 2011 Pazartesi

Kabir Azabı - 2


İmam-ı Süyuti hazretleri, kabir azabı ile ilgili Şerh-us-sudur isminde müstakil bir eser yazmıştır. Buhari, Müslim ve diğer hadis kitaplarındaki, kabir azabıyla ilgili hadis-i şerifleri nakletmiştir. Her hadis kitabında kabir azabı bildirilmektedir. Kabir azabını inkâr eden, bütün hadis kitaplarını inkâr etmiş olur.
Âişe validemiz, (Yâ Resulallah, bu ümmet kabirde azap görecek, benim gibi zayıfların hâli ne olacak?) diye kabir azabını sual edince Resulullah efendimiz, İbrahim suresinin, (Allah, iman edenlere, dünya ve ahirette, sabit sözlerinde[kelime-i tevhidde] sebat ihsan eder) mealindeki 27. âyeti okudu. (Bezzar, Cami-ul-ahkâm)
Bu âyette, kabir hayatının hak olduğu bildiriliyor. (Tefsir-i Celaleyn)
İslam âlimleri, kabir hayatının âhiret hayatından olduğunu, kabir azabının da âhiret azaplarından olduğunu bildirmişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani)
Kabir azabı ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Kabir azabı haktır.) [Buhari]
(Kabir ya Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur.) [Tirmizi]
(Kabir azabının çoğu, elbiseye idrar sıçratmaktan olur.) [İ.Mace, Nesai, Hâkim, D.Kutni]
(Kovuculuk kabir azabına sebep olur.) [Beyheki]
(Şehid, kabir azabından emindir.) [İbni Mace, Beyheki, İmam-ı Ahmed]
(Rüyamda birini kabri sıkıyordu. Namazı gelip onu kabir azabından kurtardı.) [Hâkim]
(Cuma gecesi Fâtiha suresi ve 15 kere Zelzele suresi okuyarak iki rekât namaz kılan, kabir azabından emin olur.) [Deylemi]
(Allah yolunda gözcü olarak vefat eden, kabir azabı görmez.) [İ. Ahmed]
(İç hastalıklarından ölen kabir azabı görmez.) [Tirmizi]
(Kabir azabından Allah’a sığının!) [Müslim, İ. Ahmed, İ. E. Şeybe]
(Gizleyebilseydiniz, kabir azabını işitmeniz için dua ederdim.) [Müslim, İ. Ahmed, Nesai]
(Tebareke sûresini okumak kabir azabına engeldir.) [İbni Mürdeveyh]
(Ölüye uygunsuz şekilde ağlanınca kabirde azap görür.) [Buhari]
(Allah’a yemin ederim ki, 99 tinnin, kâfire kabrinde azap eder.) [Ebu Ya’la, İbni Hibban, Tirmizi]
(Namaz kılmayanın kabri ateşle dolar. Tinnin yılanı, her namaz vaktinde sokar.) [Kurretül-uyun]
Resulullah, iki kabir yanında durup, (Bunlardan biri idrar sıçramasından sakınmadığı için, diğeri ise Müslümanlar arasında söz taşıdığı için kabir azabı çekiyor) buyurdu. (İbni Mace)

Kabir Azabı - 1


Kabir azabının varlığını bildiren vesikalardan bazıları şöyledir:
İmam-ı a’zam buyurdu ki: Mümin suresinin, (Onlar, sabah akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” denilecek) mealindeki 46. âyet-i kerimesindeki sabah akşam görecekleri azap, Kıyamet’ten öncedir. Âyetin devamında, onların şiddetli azaba sokulacağı bildiriliyor. İlki kabir azabı, ikincisi Cehennem azabıdır. (El-Kavl-ül fasl)
İmam-ı Gazali de, (Bu âyet-i kerime, kabir azabını gösteriyor) buyurdu.(İhya)
Nuh suresinin, (Günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe atıldılar) mealindeki 25. âyet-i kerimesinde geçen Fe-üdhılu kelimesindeki Feedatı, hiç ara verilmediğini gösterir. Yani (Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz kaldılar) demektir. Bu da kabir azabını bildirmektedir. Âl-i İmran suresinin, (Allah yolunda öldürülenleri [şehidleri] ölü sanmayın! Bilakis onlar diridir) mealindeki 169. âyet-i kerimesi de, kabir hayatını bildirmektedir.(El-Kavl-ül fasl)
İmam-ı Şarani buyuruyor ki: Taha suresinin 124. âyet-i kerimesindeki(Mâişeten danken) ifadesi, kabir azabını bildiriyor, çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mümin, kabrinde yemyeşil bir bahçe içindedir. Ayın on dördü gibi aydınlatılır. “Feinne lehü mâişeten danken” âyeti, kâfirlerin kabirde görecekleri azabı bildirir. 99 tane “tinnin” denilen yılan, kâfirleri kıyamete kadar kabrinde sokup azap eder.) [Tirmizi]
Bekara suresinin, (Ölüyken sizi diriltti. Tekrar öldürecek ve tekrar diriltecek) mealindeki 28. âyetinde bildirilen ikinci dirilme kabirde olacaktır. İmam-ı Nesefi de, bu âyet-i kerimenin kabir azabına ve kabir nimetine işaret ettiğini bildirmiştir. (Tefsir-i Şeyhzade)
İmam-ı Nesefi buyurdu ki: Araf suresinin, (Orada yaşayıp, orada öleceksiniz, yine oradan dirilip çıkarılacaksınız) mealindeki 25. âyetindeki oradan maksat kabir hayatıdır. (Şeyhzade)
Casiye suresinin, (Allah sizi diriltir, sonra öldürür) mealindeki 26. âyeti, diriltmenin kabirde olacağını bildiriyor. (Şeyhzade)
Tevbe suresinin, (Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki 101. âyetindeki azabın birisi kabir azabıdır. (Kadi Beydavi)

Evlenirken


Sual: Evlenmek için talip olduğum kızların hiçbirini beğenemiyorum. Kiminin boyu uzun, kiminin kısa, kimi kilolu, kimi zayıf, kimi benden yaşlı, kimi de benden küçük diyorum. Kimine çirkin, kimine fakir diyorum. Kimseyi beğenemiyorum. Bu konuda ölçümüz ne olmalıdır?
CEVAP
Ölçümüzü dinimiz bildirmiştir. Yaş ve boy farkı dinde önemli değildir. Çirkin ve fakir de olabilir. Olmaması gereken tek şey dinde zayıflıktır. Dini noksansa, her şey mükemmel olsa önemli değildir. Çünkü Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Kadın, ya malı için veya güzelliği için yahut da dini için alınır. Siz dindar olanını alınız! Yalnız malı için alan, malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır.) [Müslim]
(Güzelliği ve malı için bir kadınla evlenen, ikisinden de mahrum kalır. Dini için evlenene, mal ve güzellik de verilir.) [Taberani]
Peygamber efendimize inanmazsak kime inanacağız? Kendi nefsimize mi inanacağız? Dindar ise güzellik de ona verilir, deniyor. Allahü teâlâ her şeye kadirdir, çirkin bile olsa bize çok güzel gösterir onu. Demek ki bizim tek seçimimiz dindarlık olmalıdır. Dindar olursa, mutlu olmamak için hiçbir sebep kalmaz.
Kızlar da, kadınlar da, sadece dindar olanını, yani beş vakit namaz kılan, Ehl-i sünnet itikadında olan ve iyi huylu olup günahlardan kaçınanları tercih etmelidir. Dindarlık ön plana alınmazsa, o ailede huzur olmaz.

İmanla Ölen Kurtulur


Sual: (İmanla öl, gerisine karışma) deniyor. O zaman günahlarımız ne olacak?
CEVAP
Bu söz hadis-i şeriftir. İmanla ölmek, Ehl-i sünnet itikadı üzerine ölmek demektir. Bid’at inanışla ölen, bu müjdeye kavuşamaz. Büyüklerimiz, (Doğru imanla ölene şefaat çoktur, onun için korku yoktur) buyuruyor. Ahirette şefaat çoktur. Peygamberler şefaat edecek, melekler, âlimler, salihler, şehidler, hacılar şefaat edecek, okunan Kur'an-ı kerim şefaat edecek. Daha çok, şefaatler olacaktır. Yeter ki doğru imanla ölmelidir. Tevbe edilen günahlar, zaten affedilir. Tevbe edilmeyen günahlar ne kadar büyük olursa olsun, şefaatle affolacaktır. İki hadis-i şerif meali:
(Büyük günah işleyen her mümine şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
(Cebrail aleyhisselam, “Allah’a şirk koşmadan ölen her Müslüman Cennete girer” dedi. Zina ve hırsızlık eden de Cennete girer mi dedim. “Evet” dedi. Aynı suali üç defa sordum. Üçüncüsünde ise, “Evet, zina ve hırsızlık eden mümin de Cennete girer” dedi.) [Buhari, Müslim, Bezzar]
Görüldüğü gibi, imanla ölen şefaate kavuşur. Önemli olan düzgün imanla ölmektir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Kıyamette Allahü teâlâ, “Melekler, Peygamberler ve salihler şefaatlerini yaptılar. Bundan sonra benim büyük rahmetim kaldı” buyurur.)[Buhari]
Garanti şefaat olacak diye, günah işlemeye devam edilmemeli, çünkü günahlar zamanla insanı küfre sokar. Küfre düşene de şefaat olmaz. İman ancak, günahlardan kaçıp ibadetleri yapmakla korunur.

Belli Günlerde Oruç Tutmak


Sual: (Orucu pazartesi ve perşembe günleri tutulmalıdır) deniyor. Diğer günlerde tutulan orucun sevabı yok mudur?
CEVAP
Her gün oruç tutmak sevabdır. Cuma günü tek başına oruç tutmak müstehabdır, fakat mekruhtur diyen âlimler de olduğu için, perşembe günüyle veya cumartesi günüyle birlikte tutmak daha uygundur. Cumartesi tek gün hariç, haftanın diğer günleri oruç tutmak da sevabdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Çarşamba ve perşembe günleri oruç tutana, kıyamette Cehennem ateşinden uzak kalacağına dair beraat verilir.) [Ebu Ya'lâ]
(Çarşamba, perşembe, cuma günlerinde oruç tutana Allahü teâlâ, Cennette dışı içinden, içi dışından görünen bir saray verir.) [Taberanî]
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de, amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]
(Allahü teâlâ, çarşamba, perşembe ve cuma günü oruç tutana cennette, inci, yakut ve zebercetten bir köşkten sonra, ateşten koruma beraatı da verir.) [Taberani, Beyhekî]
(Çarşamba, perşembe, cuma günleri oruç tutanın ve cuma günü de az veya çok sadaka verenin, bütün günahları affedilir, anasından doğduğu gün gibi temiz olur.) [Taberani, Beyhekî]
Ümmü Seleme validemiz anlatır:
Resulullah efendimiz çoğunlukla cumartesi ve pazar günleri oruç tutar ve (Bu iki gün, müşriklerin bayram günleridir, onlara muhalefet etmek için oruç tutuyorum) buyururdu. (İbni Hüzeyme)
Tek başına cumartesi günü oruç tutmak mekruhsa da, pazar günü tek olarak da oruç tutmak mekruh değildir. Görüldüğü gibi haftanın her günü oruç tutmakta bir mahzur yoktur.

Kıyamet Alametleri - 2

Kıyametin Küçük Alametleri

Kıyametin kopmasına yakın önce küçük alametler çıkacaktır. Sonra da büyük alametler çıkacaktır. Kıyametin küçük alametleri ile ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(İnsanlar camilerle ve camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz.) [İbni Mace]
(Erkek erkekle, kadın kadınla yetinmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Hatib]
(Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]
(İnsanlarda cimrilik artar ve kıyamet kötülerden başkası üzerine kopmaz.) [İ. Neccar]
(Ahlaksızlık ve fuhuş açık olmadan, komşular kötüleşmeden, hainler emin, eminler hain sayılmadan, akrabalık arasında soğukluk olmadan kıyamet kopmaz.) [İ. Ahmed]
(Yemin ederim ki, cimrilik, fuhuş meydana çıkmadıkça, emine hıyanet edilip, haine güvenilmedikçe, iyiler helak olup kötüler kalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Hâkim]
(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldıkça kıyamet kopmaz.) [Müslim]
(İlim kalkmadıkça, depremler, katliamlar çoğalmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]
(Mal çoğalıp artmadıkça kıyamet kopmaz. Öyle ki, zekât verilecek kimse bulunmaz. Birine zekât teklif edilince, “Benim buna ihtiyacım yok” der.) [Buhari]
(İki büyük taife, davaları bir olduğu halde, çarpışmadıkça, kendilerine Allah’ın resulüyüm [peygamberim] diyen yalancılar çıkmadıkça kıyamet kopmaz.) [Buhari]
(Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça, taşlar bile, “Ey Müslüman şu arkamda gizlenen Yahudi’yi öldür” diye haber vermedikçe kıyamet kopmaz.)[Buhari]
(Yetmiş tane resulüm diyen yalancı kişi çıkmadıkça kıyamet kopmaz.)[Taberani]
(Erkekler azalacak, kadınlar çoğalacak.) [Buhari]
(Livata mubah sayılmadıkça, gökten taş yağmadıkça kıyamet kopmaz.)[Deylemi]
(Kıyamet kopmadan yüz yıl önce yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz.)[Hâkim]
(“Keşke şu kabirdeki ben olsaydım” denmedikçe kıyamet kopmaz.) [Müslim]
(Deprem, fitne, katillik artmadıkça, kıyamet kopmaz.) [Buhari]
(Kardeşler farklı dinden olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]
(Kötüler dünyaya hâkim olmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]
(Kıyamet ancak kötü insanların başına kopar.) [Müslim, İbni Mace]
Kıyamet yaklaştığı zaman şunların da olacağı bildirilmiştir:
(İnsanlar temizlikte fazla titiz olacak, vesvese edip dinde haddi aşacaklar.) [Ebu Davud]
(Ortalık bozulacak, dine uymak avuçta ateş tutmak gibi zor olacak.)[Hâkim]
(Kötü kadınlar, çoğalıp, fuhuş bir toplum içinde yayılırsa, halk, daha önce görülmemiş [frengi, AIDS gibi] bulaşıcı hastalıklara maruz kalacak. Ölçüde, tartıda hile yapılacak ve geçim darlığı baş gösterecek.) [Beyheki]
(Çalgı her yere yayılacak, güvenlik güçleri çoğalacak.) [Beyheki]
(Zengine malı için tazim edilecek, fuhuş yayılacak, piçler çoğalacak. Büyüğe hürmet, küçüğe de merhamet edilmeyecek. Kurtlar, kuzu postuna bürünecek.) [Hâkim]
(İlim kalkar, cehalet, anarşi ve ölüm çoğalır.) [İbni Mace]
(Ulema, halkın istediği yönde fetva verip, helale haram, harama helal derler; Kur’anı ticarete, menfaate alet ederler.) [Deylemi]
(Vahşi hayvanlar, insanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz.) [Tirmizi]
(Kıyamet alametleri bir ipteki boncukların peş peşe kopması gibi birbirini takip eder.) [İ.Ahmed, Taberani]
(Kıyamet alametlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vaktinde insanlara Dabbet-ül-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir.) [Müslim, Ebu Davud]
(Din cahillerinin çoğalması, kıyamet alametlerindendir.) [Buhari]

Tilavet Secdesi

Sual: Tilavet secdesi nedir, ne zaman ve nasıl yapılır?

CEVAP
Kolay anlaşılması için maddeler halinde bildirelim: 
1- Tilavet, Kur’an okumak demektir. Secde âyeti okununca yapılan secdeye tilavet secdesi denir.
 2- Namaz kılması farz olan bir kimse, Kur’an-ı kerimde bulunan 14 yerdeki, secde âyetinden birini okusa veya işitse, manasını anlamasa da, bir secde yapması vaciptir. 
3- Tilavet secdesi yapmak için, niyet edilir. Niyet şarttır. Niyetsiz sahih olmaz. Abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, ellerini kulaklara kaldırmadan, Allahü ekber der ve secdeye gider. Secdede üç defa Sübhâne rabbiyel-a’lâ der. Sonra, Allahü ekber der ve ayağa kalkar. Böylece secde-i tilavet tamam olur. 
4- Secde âyetini işiten cünüp veya abdestsiz kimse, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapar. Fakat hayzlıya ve nifaslıya [lohusaya] temizlendikten sonra da tilavet secdesi gerekmez. 
5- Bir oturumda, bir secde âyetini birkaç defa okuyan ve işiten, hepsi için bir secde eder. 
6- Bir oturumda ne kadar secde âyeti okunmuşsa, o kadar tilavet secdesi gerekir. Mesela üç secde âyeti okunursa, üç secde gerekir.
7- Namaz kılarken, dışardan birinin okuduğu secde âyetini işiten, namazdan sonra tilavet secdesi yapar.
8- Namazda okuyunca, hemen ayrıca rüku veya bir secde yapıp ayağa kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki üç âyet sonra namazın rükuuna eğilirse ve tilavet secdesine niyet ederse, namazın rüku veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer. 
9- Secde-i tilavetin kazası, acele değildir. Gecikirse günah olmaz. Fakat sebepsiz, zaruretsiz tehir etmek tenzihen mekruhtur.
10- Secde âyetini mubah vakitte okuyup, namaz kılmak mekruh olan üç vakitte tilavet secdesi yapmak caiz değildir. Secde âyeti mekruh vakitte okunursa, bu vakitte secde etmek caiz diyen âlimler olduğu gibi mekruh diyen âlimler de vardır. Mekruh olmayan vakte tehir edilirse bütün âlimlere uyulmuş olur. (Hindiyye)
11- Kur’an-ı kerim okunan yerde bulunduğu halde, işitmeyen kimse, secde etmez.
12- Secde âyetini yazan ve heceleyen, secde yapmaz. 
13- Birkaç kişiden her biri, secde âyetinden birer kelime okusalar, bunu işitenlere tilavet secdesi yapmak gerekmez. Çünkü, secde âyetini bir kişi okuyunca, bunu işitenlerin secde yapması vacip olur.Çeşitli kimselerin okudukları kelimeler toplanarak, bir kişi bütün âyeti okumuş gibi yapılamaz. Çünkü, Kur’an-ı kerim okumak için, kimse başkası yerine vekil yapılamaz. (Dürr-ül-muhtar)
14- Secde âyetinin tercümesini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, secde yapar.
15- Yaptığını anlayacak yaşta olan çocuğun okuması ile, işitenlerin secde etmesi gerekir. Daha küçük yaşta ise gerekmez. 
16- Ara sıra deliren, deli iken secde âyetini okursa, secde gerekmez. Akıllı iken okursa gerekir. 
17- Dağdan, çölden ve bir yerden aksedip, yansıyıp geri gelen sedayı işiten ve papağandan veya başka kuştan işiten secde etmez. İnsan sesi olması gerekir. (Dürr-ül-münteka)
18- Radyodan işitilen ses, hâfızın sesine benzeyen, cansız alet sesidir. Bunun için, fonografta [gramofonda, teypte, radyoda. tv’de ve benzeri vasıtalarda] okunan secde âyetini işiten, tilavet secdesi yapmaz. (Mezahib-i erbea) 

Elmalılı Hamdi Yazır, Arâf suresinin 204. âyetinin tefsirinde diyor ki: 
Kıraet, bir ihtiyari iştir ki, akıllı ve konuşan bir insanın ağzından çıkanı anlamaya ve anlatmaya yönelik bir maksat taşıyan sesli olarak okumak demektir. Akıllı olmayandan ve cansız varlıklardan çıkan seslere kıraet denilemeyeceği gibi, aks-i sadâdan, sesin yankılanmasından meydana gelen şeye de kıraet denilemez. Bunun içindir ki, fakihler bir kıraetin yankılanmasından hasıl olan yankıya kıraet ve tilavet hükmü terettüp etmeyeceğini ve mesela tilavet secdesi lazım gelmeyeceğini beyan etmişlerdir. Bir kitabı sessiz olarak okumaya kıraet denilemeyeceği gibi, çalan veya çınlayan, yankı yapan bir sesi dinlemek de kıraet değildir, bir çınlamayı dinlemektir. Kur’an okuyanın sesini aksettiren gramofondan [teypten] veya radyodan gelen sese de kıraet denilemez. Bunun gibi sesler bir kıraet değil, bir kıraetin yankısı ve yansımasıdır, bunlara dinleme ve susma emrinin hükmü terettüp etmez. (s.2361)

19- Kâfirin okuduğunu işiten müslümanların secde etmesi vacip olur.
20- İmam-ı Nesefi, Kâfi kitabında buyuruyor ki: Sıkıntıdan kurtulmak için, Allahü teâlâya kalbinden yalvararak, 14 secde âyetini [ezberden, ayakta] okuyup, her birinden sonra, hemen secde edeni, Allahü teâlâ, o dert ve beladan korur. (Dürr-ül-muhtar, Nur-ül-izah)Son secdeden kalkınca, ayakta ellerini uzatıp, kendinin ve bütün müslümanların dünya ve dinlerine gelen beladan, sıkıntıdan kurtulmaları, korunmaları için dua etmelidir.
21- Secde âyeti üç mekruh vakitte okunursa, tilavet secdesini bu vakitlerde yapmak, bir kavle göre caiz ise de, mekruh olmayan vakte tehir etmek evlâdır. (Dürer, Tahtavi)